Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun!

    Bugün malum 14 Şubat, Aziz Valentine anısına Sevgililer Günü olarak kutlanan gün.


    Geçen sene bu gün ders kayıtlarımız başlamıştı. Bizim okulun seçmeli ders kapma olayı sıkıntılı olduğu için onu problemsiz bir şekilde bitirip rahatlayınca "Ders kayıtlarını bitirmiş olmanın verdiği mutluluk gibisini kim yaşatabilir ki?" şeklinde bir soru atmıştım ortaya. Bazen evrenin cevabı hiç gecikmiyor. :)

     Baştan belirteyim, ben de bunu çok önemli bir gün olarak görmeyenlerdenim (sevgilim olmadığı için sızlanıyor da değilim.)
    Her yerin pembe ve kırmızı kalplere, ayıcıklara bezenip harcama miktarının onlarca kat artmasını, insanların el ele göz göze sarmaş dolaş gezmesine anlam veremiyorum. Bence romantik olan bu değil. Sevdiğiniz insanın yanında olabildiğiniz her an güzel değil midir? Eğer her gününüz böyle değilse, sizin için hiçbir ayrıcalığı olmayan bir günde, başka milyonlarca insanla birlikte bir şeyleri kutlamak niye?

    Yine de bu gibi günlerde etrafınızdaki çiftlere pis bakışlar atmayın. 14 Şubat'ta yolunuz bir alışveriş merkezine düşerse etraftaki kalpleri görebilirsiniz, eğer uslu bir çocuk olursanız Cupid'in oklarına bile hedef olabilirsiniz.


    Sevgililer gününüz kutlu olsun, herkese bolca mutluluk diliyorum.

Yağma kar, dur artık.

    Evvet sayın okur, yazıma güzel bir dize ile başlıyorum, "Yağma kar, dur artık." Ama bunu kesinlikle romantik bir edada yapmıyorum, sinirli ve gerginim. Elimden gelse kar tanelerine kafa göz dalasım var, o derece.

    O kadar çok yağdı ki artık kar tanelerinin eşsiz olabildiğini sanmıyorum. Bunca yağmanın ardından başa sarıp tüm kalıpları tekrar döküyordur.
    Haftalardır durup durup dalga geçer gibi ce-ee diye tekrar gelen kardan inanılmaz derecede sıkıldım artık. İlk başta iyiydi hoştu ama yarı yıl tatilimi ve sonrasını mahvettiğini düşünürsek artık iş çirkinleşti.
    Kampüse ulaşım yine kapandı. Dün akşam market "yoğun kar nedeniyle" akşamın 7'sinde kapandığı için adam gibi yemek malzemesi bile alamadık, diğer yerler zaten çoğunlukla kapalı. İnanılmaz bunaldım artık iç mekanlara tıkılıp kalmaktan. Dışarı çıkmak mümkün değil ki; ya soğuk ya da ulaşım yok.
    Burdan kendisiyle makul bir anlaşma yapmak istiyorum. Bundan sonra istiyorsan her sene yağ, ama dozunu bil. Ne bu böyle durup durup bir seneyi 5 yıllık yağmak falan? Yakışmıyor, külahları değişmek üzereyiz bak. Yakarım!

Aksilik benim göbek adım bebeğim.


Katkı payı borcunuz olduğu için bu yazıyı okuyamazsınız.

    Aksilik mi var dediniz, hemmen geliyorum! Bensiz olur mu hiç?
    Gelelim konumuzaaa. Yarı yıl tatilim malum kar yüzünden mahvoldu, evden iki adım dışarı gitmek bile çok zordu. Yine de harç yatırmak için türlü eziyetlere katlanıp gidip Vakıfbank'tan ödememi yapmıştım. (Gişeden ödeme almayıp ATM'den yatırmak zorunda bırakanlara buradan sövgülerimi yolluyorum.)
    Malumunuz  bu pazartesi günü sevgili okulumun ders kayıt haftası başlangıcıydı. Sabahın 9'unda kalktım, bilgisayarımı açtım, sistemin açılmasını bekledim. Ama o da ne? Katkı payı borcunuz olduğu için ders kayıt işlemi yapamazsınız. şeklinde bir yazıyla karşılaşmayayım mı? Tabi panik, sinir, stres karışımı bir ruh hali içerisinde ilgili olabilecek yerlere ulaşmaya çabaladım. Ne danışmanıma ne de öğrenci işlerine 1 saatlik bir süre içerisinde ulaşamadım. En son öğrenci işlerini yakalayıp makbuzumu fakslamam gerektiğini öğrendim. Bir koşu kırtasiyeye gitmek de işe yaramadı, çünkü faks sürekli meşgul çaldığı için iletilemedi. Telefonda defalarca makbuzu elden de götürebileceğimi söylemiştim, en sonunda da öyle yaptım zaten. Allahtan görevli çok ilgili ve anlayışlıydı da orada hemen halledebildik.
    Ama kabus bitti mi? Maalesef iyimser olmak bir işe yaramıyor sevgili okur. Zaten seçmeli yabancı dil ders saatleri sabah belli olduğu için programa uyduracak vaktim olmamıştı. Bölüm içi seçmeli dersimin kotası dolduğu için üstten seçmeli almak zorunda kaldım, Almanca'yı da alınca Fransızca'dan alabileceğim uygun kur kalmadı. Ki kalsaydı da kotası dolmuştu zaten. Şimdi ben ne yapayım? Kimin hatası olduğunu bile bilmediğim bir saçmalık yüzünden hiç aklımda olmayan bir programla dönem geçireceğim.

    Hepsini geçtim, çok sayın edebiyat hocam muhtemelen kendi istatistiğini düşürmemek için kalmam gereken dersten D2 ile geçirdi. A, B, C, D alanlar ve kalanlar var, herhalde canı o an ne istediyse ona göre verdi notları. İki hafta geç oldu tabi, nerde zorlandığını merak ediyorum. Biraz cesur olaydı da pislik yapmak için yaptığı final sınavından kalanların sorumluluğunu üstleneydi! İnsan yaptığının arkasında duramadıktan sonra...

Okudum, okuyamadım.

    Kitap okuma açısından pek de verimli bir yarı yıl tatili geçirdiğimi söyleyemeyeceğim. Eh, ikiz teyzesi olmak zor iş. Yeni çok fazla şey okumadım ama eskilerden tekrar okuduklarım oldu. Bir de yarım bıraktıklarım.
    Saplantı Ken Grimwood ve Jodi Picoult karışımı gayet heyecanlı başladı ve finale kadar çok güzel devam etti. Sürekli bir twist bekledim durdum, düğümün nerede çözüleceğini öğrenmek için saatlerce kitabın başından kalkmadığım oldu. Sonra kitap bitti. Öylece bitti, ben de beklediğimle kaldım. Ama olumsuz eleştiremiyorum; yavan bitti diye tüm kitabın hakkını yiyemem, son sayfalara kadar gayet güzel gidiyor.

     Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? bir yan kitap aslında. Harry Potter'ın sihir dünyasındaki fantastik canavarlar hakkında kategorilere ayrılmış bilgiler edinebiliyoruz. Kitapta Dumbledore önsözü var. Basılmış olan kitap sözde Harry'nin ders kitabı, üzerinde Harry, Ron ve bazen de Hermione'nin notları yer alıyor. Tabi ki bunlar ders notlarından çok ders arasındaki muhabbetleri içeriyor. Ben her okuyuşumda tekrar zevk alıyorum ve keşke benim ders kitaplarım da böyle olsaydı diye düşünmeden edemiyorum. Hiç şikayet etmeden astronomi bile çalışırdım!

     Yine adından anlayacağınız üzere sihir dünyasının en önemli sporu olan Quidditch üzerine bir kitap. En ünlü takımlar, fauller, kurallar, efsanevi oyuncular, Quidditch'in tarihçesi gibi çok ayrıntılı düşünülmüş keyifli bilgiler içeriyor. Harry Potter hayranlarının asla kaçırmaması gereken bir ikili bir üstteki ile bu kitap.

    Bu iki arkadaş da başlayıp bitiremediklerim. Ken Grimwood'u normalde çok severim, Kayboluş ve Sil Baştan inanılmaz beğenerek okuduğum kitaplardı ama bunun ilk sayfaları beni pek çekmedi. Sonra elimden bırakınca bir daha başlayamadan kitabı almadan Ankara'ya geldim.
    Orhan Pamuk okumayı beceremeyenlerdenim. Ancak bu konuda suçu kendimde aramıyorum maalesef. Ödülleri olabilir ama hem zevkler ve renkler tartışılmaz, hem de Orhan Pamuk kitaplarını yurt dışında sevdirenin çevirmen faktörü olduğunu düşünüp, çevirmenlerini tebrik ediyorum. Yoksa adamlar gelsin bir orijinalini okusunlar da fenalık geçiriyorlar mı geçirmiyorlar mı görelim.