Fringe Science

IMDB Rate: 8.6
Drama/Horror/Mystery
4. Sezon 23 Eylül'de!

    Deliler gibi Fringe izliyorum. Meğer benim aradığımı bulacağım dizi buymuş! Aslında daha kuvvetli bir bünyem olsa (her açıdan) bu tarz bir mesleğin içinde olmak isterdim. Fizik, kimya, özellikle de benim eskimeyen tutkularımdan biri olan genetik; ne ararsan var!
    Paralel evrenlere, doğaüstü gibi görünen ama mantıklı açıklamaları olan olaylara, bilimin uç noktalarına karşı ilginiz varsa; Fringe sizin için çekilmiş bir dizi. Bir izlemeye başladıktan sonra bırakamıyor insan. Bir bölüm bitiyor, ister istemez diğerini açıyorsunuz merakla... Bitmiyor o heyecan.
    Kısaca özetlemek gerekirse paralel evrenlerden birinin, şu an içinde bulunduğumuz evreni parçalamak istediğini düşünen bir grup şahıs doğa kurallarını zorlayan işler yapıyorlar. Kahramanlarımız da bu işler sırasında hayatı tehlikeye giren insanları kurtarıp, olayların işleyişini çözmeye çalışıyorlar. Ancak merak unsuru olan o kadar şey var ki... Her bölüm bir şeyler ortaya çıkmış gibi hissediyorsunuz, ama dönüp bir düşününce aslında daha da fazla soru oluştuğunu fark ediyorsunuz. 3. sezonun efsane bittiği duyumlarını aldım, merakla 2'yi bitirmeye doğru koşuyorum.
    Oyuncu seçimleri de güzel. Evet hoş tipler seçmişler ama insanın ağzının suyunu akıtarak izleyici toplamayı hedefleyerek seçilmiş başrol oyuncuları yok. En güzeli de bu bence. Uzunca bir süre Peter'la Olivia arasında ciddi bir şeyler olmayınca acaba hiç o işlere girmeyip bir başka ilke mi imza atacaklar diye düşünmüştüm ama olmadı. Yine de hiçbir koşulda bunalıma sokacak bir romantizm yaşanacağını düşünmüyorum, ki zaten Fringe her koşulda izlenir.
    İlk defa bir dizi yüzünden hayatımın akışı değişti. Mesela birazdan bu yazıyı bitirdikten sonra bir bölüm daha izlerim kesinlikle. Uyku düzenimi bozdun Fringe! Onunla da kalmadın rüyalarıma girmeye başladın.

Bir başka "Keşke"de buluşmak dileğiyle...

    Keşke uğruna her şeye tahammül edebileceğimi düşünüp "Ona değer." diyebildiğim insanlar için ben de bir şeylere değsem. Bazen benim için de değse keşke...

maşlık

    İnsanoğlu çok ilginç, ya da benim yapım bir garip, çözemedim. Bir şeye üzüldüğümde kendimi ifade etmek yerine daha beter sus pus oluyorum. Ağzımdan çıkan her kelime o kadar büyük bir yorgunluk sebebi oluyor ki konuşmak ya da düşünmekten kaçabildiğim kadar kaçmaya çalışıyorum. Ama bunu yaparken de dışarıdan umursamaz görünmemek için çaba sarf edemiyorum. Böylece olayları düzeltmeye bile tenezzül etmiyormuş, önemsemiyormuş imajıyla aslında içim kan ağlayarak dolanıyorum ortalarda.
    Şu bir paragrafı yazarken maraton koşmaktan beter yoruldu zihnim. Zaten özellikle hissettiklerini ifade etmekte çok büyük zorluk çeken bir insanım. Aklımın içinde dolananları anlatabileceğim bir dil bilmiyorum belki de henüz. Benim için en kolay yöntem sarılmak sanırım. Yani benim için normalden fazla bir anlamı var sarılma eyleminin. Ki bir insana kolay kolay sarılmam. Seni seviyorum demek gibi bir şey, onun daha içten olanı hatta bence.
    Ne yapacağını bilememek çok kötü bir his. En kısa zamanda her şeyin yoluna girmesini diliyorum; biraz huzur çok iyi gelirdi şu an...

Kırmızı! Vodafone.



    Uzun karşılaştırmalar sonucu Vodafone'a geçiş başvurumu yapmış bulunmaktayım. Aslında bugün çarşıya inerken hiç öyle bir niyetim yoktu ama Avea yine "Mesaj Gönderme Başarısız." deyince sinir geldi. Anlık bir delilikle gittim başvurumu yaptım, sim kartımı aldım.
    25 yaşın altında olduğum için Özgür Genç tarifesinden faydalanıyorum, gayet keyifli oluyor. Bir hattan istediğim az sayıda şeyi Vodafone'da bulabilmeyi umuyorum, mesela arama yapma/alma ya da mesaj çekme/alma gibi olanaklar sağlaması.
    Gelelim Özgür Genç'in avantajlarına. 9 tl karşılığı 10 bin şebeke içi, 2 bin her yöne SMS sahibi olabiliyorsunuz. Ayrıca bu paketi aldığınızda hafta sonları Vodafone'lularla akşam 9-sabah 9 ücretsiz konuşabiliyorsunuz. Aylık CepNet paketi aldığınızda ise, hafta içi her gün akşam 9-sabah 9 arası Vodafone içi ücretsiz konuşabiliyorsunuz. Üstelik internet paketiniz aylık 8 tl'ye sınırsız! Ayrıca numaranızı taşıdığınızda (ayda 20 lira yüklemeniz koşuluyla) 10 ay boyunca her ay her yöne 100 dakika konuşma süresi ve 100 mb internet paketine sahip oluyorsunuz.
    İşin güzel yanı bunun dışında bir yükleme koşulu yok. Her zaman 10 saniyeye kadar olan konuşmalarınız 10 kuruş, geri kalanları 10 dakikası 50 kuruş, üstelik her yöne! Evet, yanlış duymadınız; her yöne! (İçimde bir reklamcı yatıyor.)
    İşin daha da güzel yanı, Vodafone'un "Arama yapamazsınız, bu kişi sizi arayamaz, dur şimdi mesaj gönderme, sen göndersen ben göndermem, gönder gönderebilirsen..." gibi saçmalıklar yaptığını hiç duymadım. Yani Avea'nın aksine yaptıkları kampanyaları kullanabiliyorsunuz.
    4 gün sonra hattım açılıyor ve kırmızıya doğru yol alıyorum. Seninle çok güzel başlayan ilişkimiz hazin bitiyor Avea. Biliyorum bana çok kıyak geçtin, "Size Özel" kampanyalarından çok faydalandım. Bu kadar sabretmemin tek nedeni geçmişimize saygı duyuyor olmamdı. Ama yettin canıma imanıma!
    Avea'nın sloganı gerçekten de Oh be! Ama gelirken değil, giderken...

Ağlamak güzel değildir.

Moonlight Sonata.
Sizde ne gibi etkiler uyandırır bilmiyorum ama beni hüzünlendiriyor.

it’s in their perfect drops as they run down slowly on your cheek
their warm salty touch
the sound of the tears crashing on the floor
the ache in your eyes after crying for a while
the most that special inner peace and lightweight of your soul after crying

(from "friendlyheart")

    Üzerine şarkılar, şiirler, kitaplar yazılmış: Ağlamak güzeldir. Yalan, koskocaman bir yalan. Daha doğrusu yanlış anlaşılma diyelim. Güzel olan ağlamak değildir ki!
    Bu konudaki görüşümü paylaşan ve bu konuda şimdiye kadar bir şeyler yazmış bir sürü insan vardır diye düşünüyordum. Ancak şimdiye kadar aramalarım sadece yukarıdaki şiirle sınırlı kaldı. Yazar aslında şiir olarak bile yazmamış, bir forumda yorum olarak yazmış sadece. Başka bir dilde bir insanı bu kadar etkilemeyi başardığının farkında bile değil üstelik.
    Neyse, konumuza geri dönelim. Nerde kalmıştım? Güzel olan ağlamak değildir ki! Ağlarken hiç hoşlanmadığınız şeyler yaşarsınız üstelik, mutsuzluğun çok koyu olduğu bir andır "ağlamak". Gözyaşları akar, burun akar, baş ağrır, hıçkırıklar falan derken aslında çok sinir bozucu bir durumdur ağlamak.
    Ağlamayı güzel kılan o kriz dalgası geçtikten sonraki huzurdur. Evet, mutsuz olduğunuz konular hala orada bir yerde durmaya devam eder. Ama o huzur duygusu her şeyi bir kenara atmıştır, gözleriniz hafif hafif acır. O acı hala yaşıyor olduğunuzun tek kanıtıdır sanki. Düşünme, hareket etme, hissetme gibi özellikleriniz felç olur. O kadar güzeldir ki her şey. Ağlamak güzel değildir. Güzel olan ağladıktan sonraki ruh halinizdir. Sadece nefes alırsınız ve gözleriniz acır, o kadar. İçiniz acımıyordur artık, sadece gözleriniz acır. Olsun varsın. O ana kadar neleri neler uğruna feda etmişsinizdir, içiniz acımasın da gözleriniz ağrısın. Hele de ağladıktan sonra birinin kollarında avunabiliyorsanız; ağlamak değildir güzel olan, sonrasıdır. Evet gözleriniz çok acır, ama kimin umurunda?


Für Elise.
Aşkı anlatır çoğu insana, beni bu da hüzünlendiriyor.
(Fransızca kursunda hocamız baş harflerimize göre Fransızca isimler vermişti bize, bana Elise derdi. Bir dönem kullandığım "adıma" beste yapılmış olması garip bir his yaratmıyor değil. Birinin sizin için bir şeyler yazması harika bir şey olsa gerek; o şey ne olursa olsun.)

Rüyalar konusunda bir teori...


    Rüya görmek ilginç bir olay. Bazen yatarken/ya da o gün boyunca aklınızın ucundan bile geçmeyen bir şeyi rüyanızda görebilirsiniz. Ya da bilmiyorum, belki herkesin böyle değildir. Dün geceki rüyamdan sonra gerçekten bilinçaltımı çok merak etmeye başladım.
    Teoriye geçmeden önce gördüğüm rüyayı kısaca özetlemek gerekirse: Ankamall Bimeks'teyim. (Evet yer çok belirgin.) Ipad 2 reyonunun önünde duruyorum. 16 gb 175 tl, 32 gb 225 tl şeklinde bir fiyat etiketi var. (Ki normalde 16 gb 1200, 32 gb 1700 tl civarı fiyatları var.) Ama ben napıyorum? "Ay 50 lira daha vermeye değer mi 32 gb olsun diye yeaa?" diye oturmuş düşünüyorum. (Şımarıklığa bak, normalde böyle bişey bulsam en az 5 tane alırım herhalde.) O sırada bayan bir görevli de gelip diyor ki, "Bunları pek önermiyoruz, küçücükler zaten. Buyrun ben size hemen yan reyonda desktoplarımızı tanıtayım." Tamam kadın milleti bilgisayardan pek anlamaz derler ama bu kadar da olmaz! Hadi görevli salak diyelim... Benim amacım ne?
    Kalktığımda rüyanın saçmalığına epey bir güldüm, ama nedeni ne? Yani niye rüya görüyoruz? Rüyamızda ne göreceğimizi belirleyen şey ne? Freud ve öğrencilerinden birine göre rüyalar çocukluktan kalma bastırılmış cinsel ağırlıklı dürtülerin bilinçüstüne çıkması durumudur. Eğer böyleyse ipad'i neyin imgesi olarak kullanıyor ki benim bilinçaltım?
    Çok sık rüya gören bir insan değilim. Daha doğrusu rüyalarımı hatırlamam genelde.
    Crick'in düşünce tarzı hoşuma gittiği için ondan bahsetmek istiyorum. Crick'e göre rüyalarımızı hatırlamamak için görürüz. Unutmak en güzelidir. Rüya görmek beynin bir çeşit "gereksiz bağlantıları çöpe atma" yöntemidir. Günlük hayatımızda beynimizde çok çeşitli ve bir çoğu gereksiz nöron bağlantıları oluşur. Rüya görme sırasında "ters öğrenme" denilen bir sistemle bu gereksiz bağlantılar rüyalarımızı unutmamızla birlikte yok edilmiş olur. Rüyalar aynı zamanda duygusal termostat görevi de görürler. Uç noktalara doğru yönelen duygusal dalgalanmalarımızı normal seviyesine sokmaya yarıyor. Yani eğer o gün aşırı mutluysanız, mutluluk hormonlarınızı normal seviyeye indirmek için nötr ya da üzücü rüyalar görmeniz mümkündür.
    Kısaca özetlemek gerekirse Crick'e göre hem beyindeki bağlantılar açısından, hem de ruhsal açıdan işlevi olmayan (ya da olumsuz işlevi olan) şeyleri düzeltmek için rüya görüyoruz. Hatırlamamız değil, aksine hatırlamamamız daha faydalı.
    Freud her şeyi "bastırılmış cinsel dürtüler"e bağladığı ve rüyaları kesinlikle hatırlamamız gerektiğini düşündüğü için Crick'in teorisi daha mantıklı geldi bana. Ancak şimdiye kadar yapılan araştırmalarda doğruluğu kesinleşmiş veriler yok. Üstelik o kadar çok görüş var ki aralarından bir tanesini seçip "Bu en mantıklısıdır." demek çok zor.