Mila's Daydreams

Source: Mila's Daydreams

   Resimleri çeken anne Adele Enersen. Klasik gülen, ağlayan komik bebek fotoğrafları yerine güzel kızını farklı hallerde çekmiş, epey farklı. Ufaklık her resimde uyuyor, ne karakterlere büründüğünü bi bilse..
Nefis, tek kelimeyle bayıldım.


Babyfly






Safari?




Küçük Deniz Kızı




Bookworm !

ezgi'nin kitaplığı


Okuyacak kitabım kalmadı, resmen acil durum ! Olgunlar'a gitmek için yanıp tutuşuyorum.


Son iki ay çok güzeldi, bol bol okuyabildim. Ama gel gör ki elimde okunmamış kitap ve o yeni kitap kokusundan eser kalmadı.

Bi kısmını yazayım bloguma dedim.



Leyla'nın Evi'ni okuduktan sonra Zülfü Livaneli kitaplarının okuyabildiğim kadarını okumaya karar vermiştim. Pişman olmadım. Ama ilginç bir durum var, adamın kitaplarını çok sevmeme rağmen okuduğum iki kitabı da elimde 5-6 gün süründü bitene kadar. Mutluluk değişik bir kitap.

Leyla, Sırpların Bosnalıları katlettiği dönemlerde yaşayan bi kızın hikayesini anlatıyor. Ama olayı çift yönlü ele almış. Sadece Sırplar değil, kendi dininden insanlar da yapmadığını bırakmıyor. Sinir bozucu bir kitaptı aslında, insan insana bunu yapamaz diye düşündüm kitap boyu.

Küçük Arı, Uçurtma Avcısı gibi. Güzel bir kitaptı, bazı yerlerde resmen midem bulandı kıza yapılanları okudukça.

Açlık Oyunları'na adını veren oyun zaten aklımın almadığı bir olay. Kadının psikolojisi felaket bozuk olsa gerek. Kitap, olaylar güzeldi ama çeviriyi beğenmedim (:p) Ama gerçekten beğenmedim. Dili fazla yavan hale getirmiş. Ateşi Yakalamak ise ilk kitaba göre daha iyiymiş. Üçüncü kitap The Victors çıkmamış sanırım henüz.


     
Katre-i Matem  - Katre-i Matem (Cücemoru)

Katre-i Matem'i alıp almamak, okuyup okumamak konusunda abartısız bi ay düşündüm. Alıp da okumasam sanki dünyanın sonu. Yazar aslında kendisi yazmamış hikayeyi. El yazması bi kitapta bulduğu yazarı belli olmayan bir olay bu. Dili ağır denebilirdi, eski kelime vardı epey. İçindeki beyitler, şiirler de bana lisedeki edebiyat derslerimi hatırlattı sağolsun :p İskender Pala'nın, araştırmaları sonucu kitaptaki çoğu kahramanın izini bulması, ama ana karakteri bulamaması çok ilginç geldi bana.

Aaa kitap istiyorum ama olmuyo böyle.

paris, je t'aime çay salonu

Geçen gün Paris, Je T'aime i izledim. Paris'te geçen kısa filmlerden oluşturulmuş, 2 saatlik hoş bir filmdi. Yalnız gözüme takılan şey çok güldürdü beni.

Kör çocuk ve kız koşarak köşeyi dönerken arkada bir tabela;


Star Çankırı - Çay Salonu // Salon de The

Bir an dağılıyor insan, hala gördükçe eğleniyorum.

Film gerçekten güzeldi, ahh Paris zaten.. Champs-Elysees, Eiffel Kulesi...

üniversite giriş, kayıtlar, yurtlar..

Bir havalara girdim sanki. Bir an çok sevinip herkese gösterdim, sonra da çok utandım be blog, kendini beğenmişlik yapar gibi.

Hacettepe Üniversitesi Tanıtım Ofisi sayfasına geçen yılın tavan ve taban puanlarını, sıralamalarını koymuşlar. O listenin orada duracak olduğunu bilmek hoşuma gitti, üniversitemde daha girerken iz bıraktım (:p)



Eheh blogumda da dursun. Çocuk gibi sevinmek bu olsa gerek, sanki bilmediğim şey. Ama o tabloya yazılınca başka sanki.

Bu sene bizim bölüme, ya da üniversiteye, girenler için iyilik meleği gibi geziyorum ortalıkta. Yurt başvuruları, kayıt belgeleri.. Her konuda bir sürü soru geliyor. Hiç üşenmeden tek tek cevaplamaya çalışıyorum.

Geçen yıl bize destek olacak kimse yoktu ortalarda, hep tedirgin tedirgin yapmıştım her şeyimi "ya yanlışlık yaparsam?" diye. Ne günlerdi; çok zordu ama güzeldi sanki.

Kampüsümü özledim. Yenilerle konuşmanın en güzel yanı sürekli Beytepe'yi, okulu sormaları. Zaten burnumda tütüyor, gece gündüz anlatıyorum da anlatıyorum; aynı şeyleri sürekli sil baştan..

küresel ısındık biraz


Şafak Tortu'nun çektiği bu resim 2008 yılı Kasım ayında, Fransa da "2 International Salon of St Aignan de Crasménil" adı altında düzenlenen Fiap patronajlı Uluslararası yarışmada, Gümüş madalya ile ödüllendirildi.




   Sıcaktan piştiğimiz şu günlerde küresel ısınmaya ve buna yol açanlara karşı agresfileşiyorum blog. Kaplumbağam kendini ordan oraya vuruyor huzursuzluktan. Tipsiz'i başını su kabına sokmaya çalışırken gördüm bugün. Hem sinirliyim hem üzgün. Yazık günah değil mi?




   Sayemizde penguen yavruları eriyen buzlardan düşüp, karaya vurup kanatlarını başlarını yaralıyorlar. Ya da karaya vurdukları yerde yollarını sapıtıp bayıra çayıra vuruyorlar kendilerini. Biz de bunları haber yapıp gülüyoruz, ah canım ne sevimli diye.


   Şimdilik bize dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla, vantilatöre klimaya sarılıp ha babam elektrik sarf ediyoruz. Biz insanoğlu ne harikayız. Wall-e'miz de olmayacak lazım olduğunda...


    Çevresel duyarlılığımı da göstermiş olmanın huzuruyla yazımı kapatabilirim. Görüşürüz blog.

ooo oo çekilin yoldan

Yazmamışım hayret. Artık ehliyetim var sayın blog. Bana iyi davran yoksa ezerim seni.

Ehliyet ortalama 500 tl, araba 10 bin tl, ehliyet aldığımı öğrendiğim andaki sevincim paha biçilemez. Bu sıcakta böyle soğuk şeyler iyi geliyor (!)

Hocalar herkese karışıyolarmış, bi tek bana özel bişey değilmiş. O yüzden garip karşılanmamış heyet tarafından.

Evdeyim, ipeği bekliyorum. (L)



Yarın Karabük'e gideceğim, ikizleri sevmeye. Tam kıvamına gelmiş veletler, teyzelerini bekliyolarmış.

Burası çok sıcak blog. Nem çok iğrenç bişey, sabahları alev almış halde uykudan zıplıyorum sanki. Ankara Ankara güzel Ankara.

Hele Beytepe.. Ankara'yı seven sevmeyen herkeste bir Beytepe özlemi zaten.. Nerdeyse hepsi benden uzun kaldılar, özleme hakları var sanki..

Oof of eylül-ekim gelemedi gitti yahu.