yapıyorum yaptım.

Geçti sınav. Normal halim kadar iyi değildi. Stop ettirmedim ama normalde kendimden beklediğime oranla çok iyi değildim. Aslında geneli düşününce yine de ortalamanın üzerindeyim denebilirdi ama içim rahat etmiyo işte sonuç açıklanana kadar.

Üstelik hata bende değildi. Hoca çok fazla müdahele etti. Tam çıkış yapıcam, debriyajı bana bırakmıyor. Ben durmak yerine yavaşlamak istiyorum, o debriyaj-fren yapıyor. Tamam o da heyecanlı olduğumu, unutacağımı düşünüp yardım etmek istedi ama o arada hata yaptıysam sırf hocaya ayak uydurmaya çalıştığım sıralarda yapmışımdır. Umarım heyet de hocanın müdahelelerini benim hatalarım olarak algılamamıştır.

Zaten 3000 civarı aday, hocalar, arabalar ve hafta sonu trafiği derken cümbüşe dönmüştü ortalık. Üstüne üstlük önümde birdenbire duran arabalar mı ararsın, kaza yapan minibüsler mi ararsın, ordan burdan ters yöne giren motosikletler mi..

Sınav heyetindekiler Beytepe İlköğretim Okulu'nda çalışıyorlarmış, sohbetimiz güzeldi; çok sıcak insanlardı zaten. Çıkış yaptıktan sonra gergin de değildim. En son "Bitti mi, gidebilir miyim?" dediğimde, "Bitti ama sen istersen hadi bi tur daha gezelim" dediler, gülüştük, iyi günler dileyip kolay gelsin dedim ve indim.

Umarım ben büyütüyorumdur.

Allah'ım nolur geçeyim, bir 15 gün daha durmak istemiyorum. Zaten bu ehliyetle trafiğe çıkacak değilim, alayım, elimde bulunsun yeter.

bakma güzelim, atla gezelim


Tachycardia.
Get the pads.

Nabzım felaket yükselmiş durumda, bi YDS'den önce böyle kötü olmuştum bi de şimdi. Off sanki dünyanın sonu, sınavı geçemesem ölmeyeceğim ya. Sırf bu heyecandan kalıcam bu gidişle. Gayet sakindim 10 dakika öncesine kadar, noldu anlamadım. Yarın sabah da böyle olmam umarım. Zaten sabahın 6.30'unda kalkıp gideceğim sınava, ama en azından uykusuzluk çekeceğimi sanmıyorum.

Ezberden bir tekrar yapalım, sakinleşelim biraz. Kendime nasihatlerim;

-Arabaya bin, koltuğunu ayarla. Hangi ayağınla bindiğinin, hangi elinle kapı açtığının bir önemi yok.

-Gözetmenlere ve hocana selam ver, gülümse. Gergin olsan da kesinlikle hissettirme.

-Aynaları ayarla.

-Emniyet kemerini tak.

-Vitesi boşa al.

-Kontağı çevir, arabayı çalıştır. Lambalar, özellikle yağ lambası, sönene kadar bekle.

-Debriyaja sonuna kadar bas, vitesi 1'e al, çıkış yönüne göre sinyal ver.

-El frenini indir.

-Aynalara bakıp arkadan çıkışı engelleyecek araba gelip gelmediğini kontrol et.

-Arabaya gaz vererek ayağını debriyaj pedalından yavaşça (kaçırmadan) kaldır.

*Ayağın debriyajdan tam yay gibi kalkması gerekiyor ki araba titremesin, sarsılmasın. Aman ha gazı kökleme, ama gaz vermeyi de unutma. Gaz vermezsen stop ettirirsin. En zor aşama ilk kalkış aşaması zaten, gerisinde bir problem yok. Stop ettirme de, biraz titrerse de bir şey olmaz.

Ola ki stop ettirdin, asla dünyanın sonuymuş gibi davranma. Sakın bozuntuya verme. Kontağı kapatıp, baştan başla. Bunun ehliyeti olanların bile başına geldiğini unutma.

Ve lütfen göstergelere bakmayı bırak. Hep bu yüzden yaşıyorsun sorunları, motoru dinlemeyi öğrendin bunu çok iyi biliyorsun; artık kendine güven biraz.



-Çıkış yaptıktan sonra debriyaja basıp vitesi 2'ye al.

-Devir göstergesi 1,5-2,5 arasında dursun genelde, vitesi ona göre ayarla. Motoru verimsiz kullanma. Zaten 50'nin üzerine çıkma, daha çok acemisin ve yol da kalabalık olacak. Yani vites 4'e çıkmasın hiç.

-Takip mesafesini koru; 88-89 kuralı hem sakinleşmene yardım eder hem de mesafeyi belirlemeye yardımcı.

-Kırmızıda durmayı sakın unutma; debriyajı kökle, frene bas. 7 saniye falan kaldığında vitesi 1'e alıp kalkış yapmaya başla. Yavaş hareket ediyorsun zaten, ortada bekleyip arkadaki trafiği sıkıştırma.

-Genel olarak boş yolda 3'te git, ama virajlara geldiğinde 2'ye indirmeyi -yani yavaşlamayı- unutma.

-Hızını vitese göre ayarlama, vitesi hıza göre ayarla.

-Dönüşlerde sinyal vermeyi sakın unutma.

-Şerit değiştirirken keskin hareketler yapma, direksiyona dokunman yeterli. Şerit değiştirirken de, dönüşlerde de yolu kontrol etmeyi unutma; aynalar boş yere konmamış.

-Yolu sürekli kontrol et, önüne tahta parçası, kumlu yol çıkma veya hayvanlar ve yayaların atlama olasılığını büyük. Direksiyon kontrolünü kaybedebilirsin, lastiği patlatabilirsin. Hiçbiri gözetmenlerin gözünde hoş etkiler bırakmaz.

-Kasılma, direksiyonu rahat bırak. Sen onu bıraktığında şerit takibi daha kolay oluyor hatta.

Şeridin ortasından gitmeye özen göster, dikiz aynasından kontrol edebilirsin.

-Arabayı aldığın yerde bırak, gülümseyip gözetmenlere iyi günler dile ve arabadan yolu kontrol ederek in.



Ve bitti, aldım işte. Herkes yapıyor, sakin olursan neden yapamayayım?
Ola ki bu sefer geçemedim. Dünyanın sonu değil. Zaten sınava sadece 2 günlük çalışmayla giriyorum, ona rağmen gayet iyiyim.

Şu an daha sakinim sanırım. Şans dileyin bana.

ballchair

Genelde Ajda Pekkan'dan bildiğimiz, bestesi alınıp Türkçe güfte yazılmış yabancı şarkılara (niyeyse kısaca aranje dememek için..) olan düşkünlüğüm had safhaya ulaştı. Tanıdık ama bir o kadar yeni şarkılar. D&R Gloria Jean's de sağ olsun sırf bu tarz şarkılar üzerine odaklandığı için epey etkili oldu üzerimde.

Bugün indireyim bazılarını dedim. Ancak bulmak ne zor işmiş! Bir yerlerde bir toplama albüm vardır illa ki, ama aramak lazım.

Bulabildiklerimin çoğunun Enrico Macias'ın şarkıları olması ayrı bir keyif verdi, elimde zaten olanlar vardı. Bir kaç tane daha eklemiş oldum. Hatta benim orijinalini bildiğim Türkçe aranjeleri olanlar da varmış. Onları da dinledim ama aynı keyfi vermedi sanki.

Eskiler yeniler karıştı.







bunlardan bi tane istiyorum !

Bu şeyin adını bilmeyen biri olarak google'da aratayım dedim, sonra bir anda "ballchair" yazdım ve tuttu. Adını bilmediğim bir şeyi google'da aratma fikrine nasıl kapıldım merak ediyorum. Bilinçaltı garip bir şey. Allahtan tipi epey kopya veriyor.

Türk eğitim sisteminden yeni inciler..



Son zamanlarda bir kılavuz sıralamalarında hata olduğu bombası patladı zaten. Sözde sadece 49 hata var dediler ama diğerlerini de bu yılın sistemine uydurabilmek için simülasyonla hazırlamışlar. Her şey birbirine girecek, alan içi alan dışı..

Şimdi de ÖSYM'den yapılan açıklamaya göre Y-MF 4 sıralaması yanlışmış. Tekrar yayınlamışlar, doğru sıralamalar bunlar demişler. Eh şükür geç olmadan doğrusunu buldular mı demek lazım, bilemedim şimdi.

Bir bomba daha, liselerde bölüm uygulamasını kaldıracaklarmış. Artık "MF, TM, Sözel ve Yabancı Dil" şeklinde alan seçimi yok imiş. Dersleri, ortak dersler ve seçmeli dersler olarak gruplandırmışlar. Anadolu Liseleri'nin ders saati 35 saate indirilmiş, Fen Liseleri'nin 37 saate çıkarılmış.



İlköğretimleri de öksüz bırakmamışlar, onların da ders saatleriyle oynamışlar, ana dersleri haftada 1 saat azaltmışlar. Bazı sınıflara Serbest Etkinlik saati koymuşlar, bazı sınıflardan kaldırmışlar.

Eh o zaman ÖSYM boş durmasın efendim, sınav sistemi de değişsin. Boş duranı Allah sevmez.

Ben sıramı savdım şükür, peki ya sonrakiler?

on my own // telepathy

Bugün Tunalı'ya gittim, bir cafede oturup tek başıma buzlu kahvemi içip kitap okudum. Tek başıma gezdim.

Bu yalnız dolaşma işinden garip bi zevk almaya başladım. Yalnızlığı oldum olası severdim ama boyut değiştirdi artık iş. Her şey tek başıma sinemaya gitmemle başladı sanırım.

Arada da İpek'in bir mesajına puhaha şeklinde patlamasaydım, cafedekiler de bana "tuhaf" gözüyle bakmasaydı iyiydi ama..

Cafede değil belki ama caddede yürürken, özellikle mağazalara girip çıkarken kendimi görünmez hissettim. Özellikle mağaza çalışanlarının insanın dibinde biten yapışkan tiplerden olmamasının etkisi büyük, Tunalı'nın bu yanını çok seviyorum.


Leyla'nın Evi sahnelenmiş, izlemeyi çok isterdim. Üstelik mayısta da 4 gün art arda Şinasi Sahnesi'nde sergilenmiş. Seyircilere tiyatroda söylenen, kullanılan şarkıların Zülfü Livaneli imzalı cdsi hediye edilmiş. Bir de Ayça Varlıer oynuyormuş. Ve ben kaçırdım, şaka gibi.

Neyse, seneye sık sık kontrol edip sonradan pişman olacağım gösterileri, özellikle müzikalleri kaçırmamak dileğiyle, bir sonraki yazıma kadar esen kalın efendim.


Dip not: Artık İpek de benim düşüncelerimi okuyabiliyor. Kesin kanaat getirmem 3 dk önce oldu. Tam "bitmedi mi yaa 2 saatlik film reklamlar yüzünden 5 saat sürüyo tvde" şeklinde mesaj çekiyordum ki, msnden "hiç reklamsız verdiler filmi" şeklinde bir anlık ileti geldi kendisinden. Korkuyoruz efendim. Duramıyoruz, durduramıyoruz.

ne mutlu ne mutlu

İtirazların incelenmesi için aday adına T.C. Ziraat Bankası


Beşevler Ankara Şubesindeki Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü


Döner Sermaye İşletmesi'nin 5495218/5001 numaralı hesabına


10 (on) YTL yatırılması gerekmektedir.


Ehliyet sınav sonuçlarına yapılacak itirazlarla ilgili not. Böylesini de ilk defa görüyorum. Tebrik ederim, level atlamışlar diğer sınavlara kıyasla.

Geçmişim sınavı bu arada. Sonuçların pazartesi açıklanacağı söylenmişti, İpek söylemese haberim yok.

Motor 95
Trafik 94
İlk Yardım 97

Bu dert değildi zaten. Direksiyon sınavından da alnımın akıyla çıkabilirim umarım.

Böhü ühü yine yalnızım buralarda. Not alone, but lonely modunda geziniyorum.

Bugün bi başıma Starbucksta oturdum, frappucino içtim, Penguen okudum. Bazen yalnız olmak güzel, ama sadece bazen.

Diyanet karşısında blogum kıldan ince.

Bugün Resmi Gazete'de "Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"da yapılan yeni düzenlemeye göre Diyanet de internet sitesi kapatabilecek.

Efendim bundan sonra yazdıklarıma azami dikkat ediyorum.






Hey millet, bilgisayarlarınızı çöpe atıp yerine bir akvaryum almaya ne dersiniz? En azından canınız sıkılmaz.

güneşe çarptım galiba

 Albea Sole

Bugüüüün ilk kez direksiyon başına geçtim. Ben sanıyordum ki güzel güzel bi çalışma alanına gidip orda uğraşıcaz. Ama bir baktım Keçiören civarında, trafiğin orta yerinde sürücü koltuğunda oturuyorum. Daha kötüsü araba hareket halinde. O an insana bir dinginlik çöküyor ve en fazla ilk turun ardından eliniz ayağınız otomatik harekete geçiyor sanki. Söylerlerdi de inanmazdım.

Yol 4 km'lik bir elips şeklinde, bir trafik ışığı ve 4-5 tane de viraj var. Ancak şehirin dışına doğru kaldığı için iş kamyonu mu ararsın, traktör mü ararsın. Hatta bi inek sürüsü geçene kadar bekledim, tam kalkış yaptım ki önüme psikopat bi buzağı atladı. Bir sürü de sürücü kursu arabası, abuk subuk yerlerden geri dönmeye çalışanlar yol ortasında duranlar falan.. Üstelik hız sınırının 50 olduğu yolda, ben -niyeyse artık- 55'te gidiyorum; elin traktörü bile beni geçiyor! Tam bir kaos. Ama yine ilk turun sonunda alışıyor insan, naparsın. Dediğim gibi çok da zor bi iş değilmiş.

Unutmadan ekleyeyim, şu sağ sol işi viteste biraz etkilese de sol ayak debriyajdan başka bi şeyle ilgilenmediği için sorun olmadı. Debriyaj yüzünden ayağım ağrıyo, sürekli ona basıyoruz sonuna kadar yahu.

Direksiyona da can simidi gibi yapışmışım, adam diyo "Merak etme kaçmaz, az rahat bırak sen onu.."

Altımda bir Fiat Albea Sole, 2'den 5'e kadar -arada 15-20 dk bir molayla- direksiyon başında idim. Son 5-6 tur hoca sustu, direktifleri falan bıraktı. Tabi tedirgin sürmeye başladım ister istemez. Ama hoca "Ben ne kadar az karışıyosam o kadar az hata yapıyosun demektir." dedi. Ben de aa iyi o zaman şeklinde rahatlarken, "Çok da gevşeme arkadan tır geliyo" demesiyle yola döndüm tekrar. Bir sonraki derste daha rahat olucam sanırım.
_______________________________________________________

Zaten günün sınavı araba sürmek değildi, eve dönüş aşamasıydı. Güzel Ankara'mın güzel sıcakları sağolsun 35 dereceyi gösteriyordu bugün. Araba kullanırken anlamamışım ama felaket sıcaklamışım. Güneş çarptı sanırım, ya da ben arabayla güneşe mi girdim tam çözemedim o arayı. Kendimi nasıl eve atıp başımı ıslattığımı hatırlamıyorum. Hatta taksi şoförüne "Güvenlik Caddesi" dedim, adam bana "Güven Hastanesi'ne çekiyim mi iyi görünmüyosunuz." dedi. O kadar mı kötü görünüyo halim, yok iyiyim gibi bişeyler mırıldanıp, yolu tarif ettim.

Hala kendime gelebilmiş değilim, dünya olması gerekenden hızlı dönüyor.

Ama bu iş keyifli bir iş, cuma gününü korkuyla değil keyifle bekleyeceğim. Sabah'ın 8.30'unda olması da sıcaklar açısından hayırlı.

pixar, yumuş, sid

Toy Story 3'ü izlememle birlikte Pixar Short Movies'e olan hayranlığım daha da arttı. Jack-Jack Attack ve Partly Cloudly'nin ardından şimdi de Day & Night favorilerim arasına girdi. Thank you, Pixar :P

Filmde de Koca Bebek'in Yumuş'u çöpe atıp arkasından dil çıkardığı sahneye bayıldım. Yumuş'un adına da bayıldım, orijinal adı Lots-o’-Hugging Bear imiş. Yaratıcı çeviri iyi yapıldığında muhteşem bir olay.
Ama en güzel örneği Ice Age serisidir sanırım, orijinalinden iyi dublajı olan başka kaç film vardır ki? "Dandini dandini dastana, dinolar girmiş bostana.." Sid, adamım..



Dip not: Yarın zorlu bir gün olacak, bana şans dileyin.

last 3 days


3 gün sonra direksiyon sallamaya başlıyorum.

Yalnız bu işte bir haksızlık yok mu? Niye gaz sağ tarafta, solaklar kolay kolay hız yapamasın diye mi? Hepsini geçtim, vites niye sağda kardeşim? Ben sağ elimle çatal bile tutamazken, vitese nasıl alışmam bekleniyor; iki hafta içinde?


Bu konuda boşa geriliyorum-dur umarım.

tek rakibim THY

İlkyardım 1 yanlış, Trafik 3 yanlış ve Motor 1 yanlış olmak üzere sanırım ehliyet yolunda ilk aşamayı atlattım. Herhangi bir sorun çıkmaz umarım.

12sinde ilk direksiyon dersim var, dur bakalım ne olacak.

Bir ara Toy Story 3'e gidicem. Olgunlar'a gidip kitaplara göz atmak istiyorum, bikaç tane de alıcam. Bedava Gergedan, bir Jodi Picoult kitabı ve Mutluluk alınacaklar listemde, bakalım kaç kitap toplayıp dönücem.

fokusum kaçtı.

Fokus kaçması. Dün Metin Arolat'ın ağzından çıkan iki kelime, bir cümle.

Fokusum kaçtı.
Allah başka keder vermesin.

Üstüne üstlük bugün ipek bir şarkı ile tanışmama vesile oldu ki anlayan beri gelsin.

Çorabımın teki hala yok
Salı diye bir gün salla yok.
Şiki şiki bir durum valla yok.

tarzı bir şeyler. Klipte de alışveriş arabasından yerlere buruşturulmuş kağıtlar saçan biri var.

Ey Erasmus.
Fransa, Universite Paris VIII, belki. İngiltere de kabulüm.
Erosmus hatta, anlayana.

Direksiyon sınavıyla ilgili bir şeyler okudum. Çocuğun birini güzel kandırmış arkadaşları.
Kapıyı sol elle aç, içeri sağ ayakla gir falan diye.
Niye sol elle açıyorum, tersi günah mı?
Zaten sürücü koltuğuna sol ayakla nasıl girilir, epey atraksiyon falan.

Bir blog yazısı ancak bu kadar farklı konuyu bir araya toplayabilirdi heralde.


What the fuck i'm writing about? diyorum kendime.
Bitti.

giriş belgesi

Allahım sen halimi buna benzetme, amin.

Şükür kavuşturana, sonunda sınav giriş kartımı alabildim. Bir dikdörtgen kağıt parçası için miydi bekleyiş? 3 Temmuz saat 11.00'da, Gençlik Caddesi'nde bir lisede giriyorum sınava. Hadi bakalım, kolay gelsin bana.