of pof

İçim daralmaya başladı yine. 30 Haziranda Ankara yolcusuyum.

Hiçbir yere sığamıyorum. Sığsam da kalıcı olamıyorum zaten, seyyah gibi ordan oraya geziyorum.

Yeteerrrr diye bağırasım var, ve ağlayasım.

Aklımı dağıtmam lazım, film mi izlesem? Gündüz dışarda olunca bir şey düşünmemek kolay da, eve geldikten sonra değişiyor iş.

Nerelere gitsem de huzur bulsam artık?

aşk-ı memnu - veba


Aşk-ı Memnu da bitti hele şükür. Son iki bölümdür kafamı kaldıramadan izliyorum ne hikmetse. Final süper oldu şimdi, yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Bi Bihter'e acıdım ya, annesinin yüzünden hayatı karardı. Behlül ölseydi daha mutlu olurdum. Kanal D niye son 10 dk'yı yeniden yayınlıyo anlamadım. Boşalttıkları evdeki Eyfel Kulesi posterini ben alabilirim aslında.

Yalnız tüm Türkiye, binlerce kişi Kanal D'ye kitlendik tek yürek tek nefes olup. Bir daha ne zaman böyle büyük bir sinerji oluşur bilmem.

En son Behlül'ün saç sakal niye koyu renkti çözemedim, sokaklara mı düşmüş, pislikten mi o haldeydi? Kınadaki o Behlül maskeleri neydi öyle, hangi yaratıcı bünyeden çıktı o fikir çok merak ediyorum. Hepsini geçtim en sonunda Firdevs hanım çarpıldı, Nihal şok geçirdi, Beşir öldü ev halkı yasta, Peyker ağlaya ağlaya helak oldu; bi Adnan duygu belirtisi göstermedi. Yaprak Dökümü'ndeki Ali Rıza Bey görsün de feyz alsın öyle her şeye kalp krizi geçirilmez.

Yazcak çok bir şeyim de yok, toplasan 10 bölüm izlememişimdir, bir son 2 bölümü baştan sonra izledim işte. Ama büyük bir sayfayı, hatta koskoca bir defteri kapattı Türk televizyonları.

Bir de hayırlısıyla Yaprak Dökümü bitse.. Diziden kitap yazılsa, 3 ciltten fazla tutardı, insaf edin az. Tabi bi de Kavak Yelleri.

Daha Behlül söylemeden, face'de "Ezgi kaçar." diyerek noktayı ben koydum.

kültür sanat rehberiniz

tolgahan: yunus hedehödölölelo
ipek: hıı?
tolgahan: ne?
ipek: hıı?
tolgahan: yooo.

ezgi su: blablabla
yunus: iyi bi konuya parmak attın.
toptan: ney??!
ezgi su: ben bişeye parmak atmadım.

Gel de sevme bu insanları şimdi, gel de lise günlerini arama.

Burda hava rezalet, yağmurlu nemli ve terletiyor. Ankara ikliminin gözünü seveyim.

Zülfü Livaneli'nin Leyla'nın Evi kitabını aldım, nerden esti bilmem. Ankara'dan aldıklarımın hepsi bitti, anlatmak lazım ama vakit olmadı bir türlü yahu.

Yarın İpeklen Let The Right One In'e (Gir Kanıma) gidiyoruz. Bir ara da The Virgin Suicides izleyeceğim. Lost in Translation'ı beğenmiştim, bu da güzeldir sanırım.

İzleyecek dizi kalmadı yahu. House MD, How I Met Your Mother, The Big Bang Theory, 10 Things I Hate About You, Flashforward.. Bir ara hangi birini izlesem önce derken, hepsi kayboldu ortadan. Yazın her dizi ara vermesin kardeşim.

Bugün Aşk-ı Memnu da bitiyor, özetten sonra final var. Kaçırmamak lazım, gündemden geri kalmamak lazım.

dakika bir gol 300-500

İpekle kim bilir ne kadar saçmalayacağız, neler buraya konu olacak demiştim ya, hah işte başladık yine.

İpek kişisinin de belirttiği üzre yaşananları sevgili okurlarımla (!) ben de paylaşayım, mahrum bırakmayayım dedim.

Geçen gün Corby Pro incelemek için girdiğimiz bir bayide,

e: ezgi, i: ipek, s: zavallı satıcı

e: güzel ama flashı yok işte bi.
i: neee bilgisayara bağlanmıyo muuu?
s: yok şey eee..
e: gece çekimi, yani flash şu.. (çantasından nokia'sını çıkarıp flash gösterme çabasında.)
i: hıı anladım tamam ya. flash bellekle karıştırdım ben.
e & i: ahahahhaha.
s: ?!?! ^+%&/?


www.frambuazbirmeyvedir.com


Bugün de İstanbul Pastanesi'nde de lise günlerimizi andık. Yazsam roman olur denir ya hani, aynen öyle bir dönemi hayatımın. Hatıralar sarmış dört bir yanımı modunda pasta yedik. Hey gidi günler hey.. Ama ve lakin frambuazlı pasta yiyemedik, hayal kırıklığı..

Şimdi film zamanı, başbaş.

Hacettepe vs Midas

Midas hikayesini bilmeyeniniz yoktur. Kısaca özetlemek gerekirse, Frigya Kral'ı Midas paraya çok düşkün bir kraldır, bir gün "Her dokunduğum altın olsun" dileği gerçek olur. Sonra anlar ki başına gelen büyük bir beladır, yiyemez içemez olmuştur. Gediz Nehrinde yıkanır, bu beladan kurtulur.
Aradan yüzyıllar geçmiş, ama efsane yaşamış. Fakat farklı bir biçimde, "Hacettepe" efsanesi olarak varlığını sürdürmüş.
Hacettepe, Ankara'nın ortasında, yüksekçe bir tepedir. Bir zamanlar, sevgililerin buluştukları, kavuşmaları, evlenmeleri için el açıp dua ettikleri, yani hacette bulundukları bir yerdir.
Bir zamanlar Ankara'nın çok tamahkâr, gözünü dünya malı bürümüş bir sultanı varmış. Her sabah bu tepeye çıkar, Tanrı'ya el açar, hacetini söyler: "Neyi tutsam altın olsun." diye yalvarırmış. Bir sabah, tepede Hızır'ı karşısında buluvermiş. Hızır: "Peki, demiş. Git sarayına, neye dokunursan altın olacak." Sultan sevinerek gitmiş. Neye elini sürerse altın oluyormuş. Sofraya oturmuş, ekmeğe el atmış, altın olmuş. Yemeğe dokunmuş, altın olmuş. Başlamış ağlamaya. Derken, Hızır yine görünmüş: "Neye ağlıyorsun?" demiş. Sultan: "Neye dokunsam altın oluyor. Açlıktan öleceğim. Beni kurtar." diye yalvarmış. Hızır: "Bu sana bir ders olsun. Git, hacette bulunduğun tepede yıkan, abdest al, iki rekât namaz kıl, eski hâline dönersin." demiş. Kral da Hızır'ın söylediğini yapmış ve altın belâsından kurtulmuş.
O gün bugündür de o tepeye de "Hacet Tepesi" denirmiş.

Bu sebeptendir ki yer adı olan Hacettepe'nin a'sı uzun okunurmuş.
Hep merak eder dururdum anlamını, tüm olay bir google aramasına bakarmış.
Yani uzun lafın kısası; hacettepe, dilek tepesi demekmiş.

sıcak, çarşı, demirpark, sıcak, daha çok sıcak


İpekle bi buluşalım görüşelim dedik 1 saat içinde hazırlanıp çıktık, tabi ki Demirpark'a gittik. Karnımızı doyurduktan sonra gittik Gönül Kahvesi'nde oturduk. Selanik Kahvecisi adını reddediyorum, o ne öyle ya. Orası Gönül Kahvesi, bitti o kadar dağılın. Konuşcak çok şey birikmiş, sonraya bıraktıklarımızı, unuttuklarımızı da toplasak geceye kadar otururduk heralde. İyi arkadaş her eve lazım. Laylaylay.

İyi güzeldi de sıcaktan eridim resmen, eve gelip kendimi suya attım direk.

Gelince de Msn Today testini çözdüm, mutlu oldum akşam akşam.


Hangi dili öğrenmelisiniz?

Fransızca

Şıkır şıkırsınız. Romantizminize kibir karışmış. Konuşurken sesiniz gırtlağa yakın bir yerden çıkıyor. Çünkü sözcüklerinizi önce ağız boşluğunuzda adeta fırında bir ekmeğin pişmesi gibi ısıtıyorsunuz. Bütün bir Avrupa, yetmezmiş gibi Afrika’nın kuzeyi... Hikayeniz birbirine iki nehrin kıyısı kadar yakın aynı nehrin derinliği kadar uzak kaynaklardan besleniyor. Fransızca öğrenmelisiniz elbette. Bunca farkındalık kendine estetik bir ifade bulmalı.

Seviyorum Fransızca'yı lalala.

Azz önce Redd'in solistinin bir konser fotosuna Teoman diyerek açılışı yaptım, bakalım yaz boyu İpekle ne gibi saçmalıklarımız buraya konu olacak, merakla beklemedeyim.

yeni yine yeniden

Aym bek. Ttnetin yaz paketi ile 3 aylığına yine Zonguldak'tan line üstündeyim, limitsiz bir vaziyette.

Zonguldak'a gelince her seferinde yaptığım bir ritüel olarak sinüzit oldum. Ama bu sefer antibiyotik içiyorum, değişiklik olarak.

Ahmet Erdoğan tayfası ile de buluşacağız sanırım bu aralar, hey gidi çocukluğum be modunda geziyorum ortalarda. Yaşlanıyorum azizim, yaşlanıyorum.
 
Sil Baştan'ı ve Kız Kardeşim İçin'i okudum bu aralar. Jodi Picoult hayatımın en önemli yazarlarından biri haline geldi Yapboz ve Kız Kardeşim İçin'den sonra. Kadındaki nasıl bir hayal gücüdür, nasıl bir gerçekçiliktir anlamadım gitti. Temmuz'da Olgunlar'a gidile, diğer tüm kitapları alına. Şimdi de Cahillikler Kitabı'nı okuyorum. Kül Mevsimi ve Piç Fantazi'yi vermeseydim keşke okumadan, sıkılmaya başladım ki daha 2 hafta burdayım.

Benjamin Button'ı sonunda izledim. Eh bu muydu yani? İyi hoş da ben daha büyük bişeyler bekliyodum çevreden aldığım duyumlara göre. Uçurtmayı Vurmasınlar, kitabı kadar güzel ve üzücüydü.

Ev felaket kalabalık günlerdir, dayılar teyzeler ziyarete gelince.. Ne ara vakit buldum da yaptım ben bunları acaba, şu an merak ettim gerçekten. Kuzenim de ikizleriyle geldi, ye onları ye. Karşı da çıkmıyorlar zaten, yeter ki biri sevsin konuşsun da başka bir şey istemiyorlar fırlamalar.

House istiyorum artık, House krizine girdim iyi değilim. Tüm sezonları 2 ayda yalayıp yutunca birden yoksunluk hissetmeye başladım. Şöyle adam gibi bi yaz dizisi de çarpmadı gözüme; eskilerden ne izlesem, ne izlesem..

day after day out on the road

Ey blog alemi ve ey blogumu okuyan seçkin azınlık :P

Akşam 6.30 arabası ile gidiyorum. Epey iyi toparlandım ama umarım önemli bir şey unutmamışımdır.

1 Temmuz'a kadar Zonguldak'tayım ve internetimin olmaması gibi yüksek bir ihtimal var. Özleyin beni, e mi?

Beytepe yok, 230 yok, City yok, Bam yok, çimler yok.. Yaklaşık 3 ay. Sonra güzel günler geri gelecek :)

Yola çıkmak bana Scorpilerin Coming Home şarkısını hatırlatıyor hep;
Year after year out on the road
It's great to be here to see you all
I know, for me it is like
Coming home
Day after day out on the road
There's no place too far that we wouldn't go
We go wherever you like
To rock'n roll

Ah unutmadan.. Dost Kitabevi, 1 ay yokum, seni unuttuğumu sanma. Yine geleceğim, yine alt katında saatlerimi geçireceğim. Yine sözlük bölümünde kendimi kaybedip, Fransızca romanlara gözümü dikip pis pis bakacağım imrenerek.

Hadin görüşürük.