plaklı figüran kahvehanesi


Bugün bir Gençlik Parkı yaptık efendim. Ya da Gökçek Parkı mı demeliyim? Töbe yarabbim ya.. Neyse, gittik gördük, oturduk bir şeyler yedik. Lunapark'a gittik. Çarpışan arabalarda belimizi kırıyorduk. Korku tüneline binelim hadi haha şeklinde dalga geçerek korku tüneline girdik. Korkmadık tabi ki, bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum kesinlikle, öhömm.

Ardından Kızılay'a geçip, Plaklı Figüran Kahvehanesi'nde oturduk, bir şeyler yiyip tavla oynadık. Servis ve yiyecekler çok iyi olmasa da ortam çok güzel. Eskilerden çalınan şarkılar, her yanda eski posterler, film afişleri, daktilo gibi eski cihazlar.. Çay içip sohbet etmek için harika bir yer.

Ordan çıktık, mağaza mağaza gezdik; huy değiştiriyorum yavaş yavaş, eskiden böyle çok sevmezdim böyle şeyleri. Sonra gidip oturduk, nereye mi? Evet bildiniz, tabi ki Sobe'ye.

Tavla, tabu ve bir şeyler içerek geçen birkaç saatin sonunda durağa doğru yürürken günün bombasını yaşadık. Kızın biri dönüp sevgilisine o eşsiz benzersiz soruyu sordu; "Aşkım, sırtım nasıl? Seksi mi?"

Aaa söylemeyi unuttum, arada kaynadı. Kur atlama sınavını 46/50 ile ilk sıradan geçtim heheh. Eylülde A1 kurunu bitirme belgelerini de vereceklermiş. Fransızca'ya iyice ısınıyorum, ilk seviye Fransızca hikaye kitaplarım ve bir de Collins French Dictionary'm var. Yazın biraz uğraşmak lazım.

Sıkıntıdan ölmek mümkünmüş.

It really is possible to be bored to death, scientists have found, after research showed those who live tedious lives are twice as likely to die young.


People who complain of “high levels” of boredom in their lives are at double the risk of dying from from heart disease or a stroke than those who find life entertaining, researchers at University College London found.

Gelsinler beni de test etsinler, araştırmalarına +1 örnek sağlasınlar. Sıkılma eylemini geçtim artık, bildiğim herhangi bir dilde yaşadığım durumu açıklayan bir fiil yok. Sona yaklaştıkça iyice dayanılmaz olmaya başlıyor. Seneye finallerde, vizelerde sıkıldıkça kendime bu ayları hatırlatıp daha bir sıkı sarılacağım sanırım okula ve yurt hayatına. Canım sıkılınca kantine gitmek, City'de tavla oynamak, Bam'da oturmak hatta sadece odada birkaç insanın olması bile ne büyük nimetmiş.

Fransızca bile çalışmaya başladım belki bir işe yarar diye. O da kar etmedi. Biri bana yapacak bir şeyler önerebilir mi Allah rızası için?

Felaket uykum var. Ama saat 3 falandı kalktığımda, sıkıntıdan uyuyasım geliyor sürekli. Bir yorgunluk oluyor üzerimde evde oturdukça. Durmadan yiyorum, midem de bozuldu. Cips, nutella, makarna, un helvası, meyve suyu 1 saat içinde mideme giren şeylerin bir bölümü sadece. Şu an feci bir mide bulantısı da var haliyle.

yeşilmiş vadiymiş, iyiymiş hoşmuş

Yazacak çok şey birikti, ama ne yazcaktım hatırlamıyorum tam olarak.

19 Mayıs'ta Yeşil Vadi'de piknik yaptık sonunda, biraz uzağında da olsa. Gayet güzel bir gündü. Dans ettik, zıpladık, şarkı söyledik, güldük, eğlendik, bol bol tıkındık. Akşama doğru Çilem'i ikna edip Kızılay'a indik. Olgunlara gittik, Çilem ve ben kendimizi kaybedip 5'er kitap aldık. Bir ara kitaplarımla ilgili bir şeyler de yazıcam. Sonra LCW'ye girdik, bu sefer de Çilem kendini kaybediyordu ki engelleyip çıkardık. Ne zamandır yolumuzu gözleyen Sobe'mize girdik oturduk. Güzel bir gündü kısacası.

Hazırlık resmen bitti. 21 Mayıs son gündü. Şimdi bizimkilerin 1 Haziran'da sınavı var. Benim kurs 27 Mayıs'ta bitiyor, yani bir kaç gün daha bekleyeceğim ve toptan gidicez.

Kendime Collins French-English & English-French sözlük aldım, büyükçe bir şey. 4 tane de Fransızca küçük hikaye kitabı ekledim yanına. Yazın bu işi geliştirmek lazım, başka yolu yok. Temmuz'da geldiğimde bir kaç kitap daha alırım. Victor Hugo - Les Misérables okuyacak seviyeye gelince bitmiştir bu iş. Tabi bir de arada Fransızca KPDS'den 80 alsa biri benim yerime, çok sevinirim.

Dost'a girip alt kata inince kendimi kaybediyorum ciddi ciddi. Sözlük aşığı bir insan haline geldim. Çeviri kitapları, sözlükler; o bölümün kendi kitaplığım olmasını istiyorum.

Dün de Kızılay'da küçük bir meydanda otururken Mustafa amca geldi yanımıza. Adam ne fena dolmuş, 1 saat konuştu bizle. Yozlaştık, cahiliz, tembeliz.. Saydı da saydı. İyi güzeldi de sonlara doğru iyice yorulmaya başladı başımız haliyle. Neyse ki tadında kestik, kalktık. Ya da kaçtık..?

Sınava son 3 gün.

Şenliğin son günü olaylar

Serdar Ortaç'ın kafasına şişe fırlatmışlar, kendisi yaralanmış ve konser o an bitmiş haliyle. Yahu kimler geldi geçti şu son 2 haftada, dünyaca ünlü gruplardan tut adını toplamda 10 kişinin anca bildiği gruplara kadar, bi Serdar başardı olay olmayı. Helal valla. Hayır şişeyi atandaki amacı da çözebilsem, dinleyenlerin keyiflerinin içine etti de ne oldu yani?

Bugün hayatımda ilk defa da Amerikan futbolu izledim, RedDeers vs Bilgi Hunters. Kuralları bilmesem de çok zevkliydi, birbirlerinin üstüne atlıyorlar belinden tutup çekiyorlar. Bi top için onca adam, onca yedek oyuncu, onca hakem. İlginç ama güzeldi.

Yoga'ya başlıyoruz. Her pazartesi okulun yoga topluluğuyla birlikte Sıhhiye'de yoga yapacağız efendim. Bugün şenlik alanında kadın biraz bahsetti, ufak tefek zihinsel şeyler yaptırdı. Çok rahatlatıcı gerçekten. Ha dedikleri ne kadar doğrudur, ne kadar işe yarar bilmem. Ama yoğunlaşma gerektirdiği için insanın zihnini diğer sorunlarından uzaklaştırıyor, o yüzden rahatlatıyor. Deneyip göreceğiz zaten işe yararlığını.

Şenlikler de bitmiş bulunuyor. 22 Mayıs'ta genel makarna partisi & su savaşı var daha. İktisat Fakültesinin de makarna partisi var aslında, aranan biri olmak ne zor yarabbim (peh).

25 Mayıs'ta kur atlama sınavım var, hatırladıkça ter basıyor. Listening bile olacakmış, of ki ne of.

Pazartesi günü yurt kaydımı yenileyeceğim.

Bir iç huzursuzluğu yaşamaktayım bu aralar, nedenini bilmiyorum. Umalım ki yoga işe yarasın. Nelerden medet umuyorum Ya Rab, gör halimi.

Bahar Şenliği // Candan Erçetin..

Bahar Şenliklerinin ilk gününü dün akşam bitirmiş bulunmaktayız. Biraz hasta olmam nedeniyle akşam gidebildiğim için okulumun amatör gruplarını pek dinleyemedim, önceki etkinlikleri de pek göremedim haliyle.

Stand açmış bir perküsyon ekibinin gösterileri çok güzeldi. Keşke tavla turnuvasına yetişebilseydim. Köpek eğitim merkezi standındaki (bahar şenliğine niye stand açtılar çözemedim tabi ama) köpek süper bişeydi, sevsinler diye kafasını uzatıyo falan.

Candan'dan önce Karmate çıktı. Karadeniz müziği yapıyorlar, ancak Marsis'ten sonra sönük bulduk biraz. Slowları da güzel çalıyorlar kabul ama ortama biraz hareket katmak güzel olurdu.

Candan gelmeden önce kızın biri üzerinde Efes Pilsen yazan beyaz bir tişört ve kot bir şort ile dans etti, kel alaka dedik ama milletin epeyce ilgisini çekti, özellikle kanındaki alkol oranı yüksek beyler kız gidince karalar bağladılar.

Ve tabi sonra Candan Erçetin. Beyaz parlak elbisesiyle salına salına çıkışı bile yetti; bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar, eşliğinde konsere başladık. Her şarkıya binlerce kişi eşlin etti çığlık çığlığa. Seyirci ışıklarını açtırdı, "Çok güzelsiniz bi kendinizi görseniz.." dedi. Zaten konseri boyu "Sesiniz kısılacak, üşüdünüz mü" falan deyip durdu, o binlerce kişinin annesiymiş gibi. Hatta en son finallerde başarılar dileyip vakit ayırıp gittiğimiz için teşekkür etti. Asıl biz nasıl teşekkür edelim dün akşam için kendisine?

4 saat ayakta dikilmenin sonucu yorgunluktan yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide akrobasi yaparak döndük geri. Yine de bi o kadar daha söylese dinlenirdi. O hali tavrı yetiyor zaten şarkı söylemese bile..

Daha sonra mahşer alanı dağılmaya başladı, akın akın araba kampüsten çıkış yaptı, onlarca ego özel servis, okul servisi tıklım tıklım gitti. Yine de ben ayrıldıktan sonra da epey bi kalabalık sürmüştür sanırım, çadır kuranlar falan da varmış.

Bu arada yazın kampa gitme kararı aldım, aldık. Birkaç plan var, tam olarak araştırınca ayrıntılı bir plan oluştururum.

canımı "diş"ime taktım

 20lik dişlerimden birinden kurtulduuuuum. Dün gece beni kıvrandıran, ağrı kesici falan tanımayan terbiyesiz, bu akşam saat 9 sularında ağzımdan kovuldu.

Gün boyu ne yapsam ne etsem derken, sonunda dayanamadım ve kendi talebimle (evvet yanlış duymadınız kendi özgür irademle) Gazi'nin Acil Diş Polikliniği'ne gidip dişimi bırakıp geldim. Eser bey, sevgili dişçim, elleri dert görmesin; bu iyice kötü olmuş, zaten fonksiyonu yok atalım istersen, dedi. Karşı çıkacak hal mi kalmış bende, tamam dedim. Özellikle iğneyi görünce epey tırssam da acımadığını farkedince sorun yaşamadım pek.

Hatta uyuşukluk hissi hoşuma bile gitti, hala da uyuşuk geziyorum ortalarda, 1 saati yeni geçti daha dişim çekileli. Şimdi yaklaşık 1 saat daha yemek yemek yok, zaten 2 gün aç gez deseler hiç sorun değil, değer valla. Korkmaya değmezmiş onu öğrendim, dişçi korkumu da az biraz yenmiş oldum sanırım. O acıyı çekmektense bir 15-20 dk o koltukta oturup terlemeyi tercih ederim.

Narkozun etkisi yavaştan geçiyor, sanki ağrıyacak gibi. Ama çektirmesem de ağrıyacaktı, şimdi en azından bunun geçici olduğunu biliyorum.

Allahım nasıl bir yük kalktı üzerimden anlatamam.

Bir de bana inat mıdır nedir, gittim yan koltukta bir velet 6-7 yaşlarında. Düşmüş dişini kırmış, yanağını kesmiş falan. Ağzı kan içinde, gözlerinden yaşlar akıyo; dokunma bana canımı yakıyosun diye bağırıyo doktora. Zaten yeterince tırsmıyormuşum gibi.. Doktor da tam sana göre birini bulup getirmişiz yani dedi zaten.

Ordaki adam medico'dan sevk lazım falan deyince kafasını koparasım geldi; canım burnumda (dişimde daha doğrusu) oturuyorum orda, bi de sevk düşünürüm akşamın o saatinde.

Neyse, artık dişçilerin öcü olmadığını biliyorum. Bir ara toptan bir ağız kontrolü yaptırıla. Tabi Dünya Göz'e de gidicem bir ara, göz de önemli ağrı sızı yapmasa da..

bahar geldiğinde mi ben böyle olurum?

2 gün Çubuk'taydım, kuzenin yanında. Annem ve ananem de ordaydı, öyle güzel bir iki gün geçirdik. Sonra  yine eve geldim tabi. Kursa kaçtım direk, evde durmak istemiyorum hiç. Kurs bu aralar çok yoğun, sürekli zamanları işliyoruz; felaket yorucu. Hoş Cemre'yle uğraşmak da çok zor; cadının "eggi abba"sının peşinden banyoda bile ayrılmaması epey yorsa da yine de çok güzeldi..


Konu ananeme gelince, sağlığı gerçekten iyi değil. Söyleyecek çok kelimem yok, umarım acısı sızısı olmaz. Çok üzgünüm sadece, bir yanım hep sızlıyor. Her neyse, çok konuşmamak en iyisi.


Yarın da Eti Fest kapsamında kampüste Teoman konseri var, perküsyon show, Citroen C3 çekilişi falan da olacak. Gitmek görmek lazım.


Fransız Kültür'de de 4 hafta sonunda kur atlama sınavı var, epey çalışmak lazım. Çok konu birikti, çoook. Yine de keyifli; bir günde 3 zaman işlesek de, bunun üzerine olumsuzluk işlesek de, hatta hoca bişeyler daha anlatmaya kalkmış olsa da..


Bahar şenliği programımızı da çok sevdim, her tarzı karıştırmışlar, özellikle ilk 2 günü çok beğendim;


12 MAYIS - CANDAN ERÇETİN , KARMATE
13 MAYIS - PAMELA , DİREC-T
14 MAYIS - MFÖ
15 MAYIS - SERDAR ORTAÇ



ve üzerine de 22 Mayıs'ta açık hava partisi ve su savaşı var efendim. Bir ara su tabancası almak lazım, büyüklerinden. Programım doluyken mutluyum, hem de çok. Ama aradaki boşluklar zor geçmekte..


Bu aralar keyfim eskiye oranla yerinde, Çubuk'a gitmek, festivaller falan derken epey açıldım, kendime geldim. Herkese keyifli bir mayıs diliyorum, başta kendime..

3. gün - sıraya dizdin bizi zaman, ayağa diktin bizi duman

Geleneği bozmayayım sıradan gideyim;

Cin Seddi'ni dinleyemedim, kaçırdım geç gittiğim için. Zaten çok durmamışlar sanırım. Bilmediğim grup da değil, büyük kayıp mı tartışılır.

Marsis'te koptuk, kendimizden geçtik tabiri caizse. Korhan Özyıldız'ın hem sesi hem görüntüsü Kazım Koyuncu'ya o kadar benziyordu ki.. Karadeniz havası başka dedirttiler yani, sahneden indiklerinde ayaklarımı hissetmiyordum zıplayıp oynamaktan.

Çilekeş'in canlı performansı hep böyleyse nasıl tutuluyorlar merak ediyorum açıkçası. Hem markete kadar çıkar gibi gel, hem de ses ayarı yapama.. Bas öyle ön plandaydı ki sahnede şarkı söyleyen var mı çözemedim, uzaktan minderlerden dinlerken özellikle.

Aylin Aslım sahnede gayet iyiydi. Çok da tatlı olmuştu kıyafeti, saçı. Gulyabani'de güzel coşturdu özellikle, ama kısa sürdü sayılır. Bir konseri daha olsa gidilir, keyifle de izlenir.

Yüksek Sadakat anlatılmaz yaşanırmış, onu anladım. Sevgili Kenan kendinden geçti, kolonların demirlerine tırmandı falan. Çok enerjiktiler, ister istemez biz de alanda koptuk. Sallana sallana bir hal olduk. Nerdeyse tüm şarkılarını biliyormuşum, şaşırdım kendime.

Duman. Duman. Duman. Canlı dinlenirmiş Duman. 23.35'te bitecek konseri ikiye çeyrek kala falan bitirdiler. Bi gittiler, sonra 15 dk sora gelip az ama öz kaldık, biz bize kaldık deyip devam ettiler. "Etraf ormanlık, nasıl olsa rahatsız olacak ev mev yok, siz gidene kadar burdayız." dediklerinde dalga geçiyolar sanmıştım baştan aslında. Az ve öz dedikleri de alanın yarısı falandı heralde. Hala kafamda dönüp duruyo şarkıları. Olağanüstü bişeydi o birkaç saat.

İnsanlı langırtı oynadık sonunda. 10'a 3 yenildik ama en azından 3 golü de ben attım, gururluyum; iyi bir forvet olurmuş benden. Bol bol erik yedim, mısır yedim, kola içtim. İnsan ne kadar hareket ediyorsa o kadar yiyomuş.

Çekilişler falan vardı birşey de çıkmadı, kısmet Teoman konserindeki Citroen C3 çekilişine artık napalım.

Yorgunluktan ölüyor olsam da şu 3 gün için değdi sonuna kadar. Gece boyu da Supernatural ve Flashforward izledik, kütüphanede yine. Bir an önce face'de bir albüm açmak lazım, fotoğraf doldu her yer. En son abuk subuk espriler yapıyorduk, ateş olmayan yerden duman çıkmaz, dumansız hava sahası istiyoruz gibi neler neler.

Şimdilik bu kadar. Ufak bir ara vermek lazım, yoksa bahar şenliğine falan enerji kalmayacak. Zaten zorda kalınca redbull da işe yarıyor.

Ben Ezgi Su, kampüshaberden şimdilik bu kadar.