festivalin ikinci günü - direc-t nasıl bişeysin sen !


14.00 civarı konser alanına varış ve ardından;


Kül neydi çözemedim tam ben. İdare ederdi, sanırım.

Pin-up beni şaşırttı, süperdi. Bagetleri aaat, penanı aaat, ayakkabını aaat diye bağıran sorunlular da oldu tabi. Ama genel olarak çok hoştu, Şinanay gibi coverlar söylediler. Birkaç yabancı parça söylediler. Üretim Hatası ile bitirdiler ve gerçekten çok eğlendik, iyi de eşlik ettik.

TNK'nin solisti arada bi konuşmaya çalıştı ama, "Bizi seviyorsanız alkışlayın, beğenmiyorsanız yuhlayabilirsiniz de, önemli olan tutulmak değil eğlendirmek.. vs vs. Ne demek istediğimi toparlayıp anlatamadım yaa" falan dedi. Müzik ses falan iyiydi de bir türlü sahneyi hazırlayamadılar. "Kime Ne" coverlarını çok beğendim.

Direc-t'e öldüm bittim ya. Ne diyim ki ben bunlara daha. Bateristleri askerdeymiş, başkası vardı ama Bilge zaten yeter tek başına. Gitaristin üzerine falan atladı. Hopladı zıpladı, ordan oraya koştu durdu. Michael Jackson'dan falan söyledi birşeyler. Nasıl geçti o süre anlamadım bi türlü. Ama sonrasında ayaklarımı hissetmiyordum zıplamaktan.

Hayko'yu tam olarak izlemedim. Sahneye girişi, ışıklar falan çok iyiydi ama.

Jay Jay Johanson'ı içim yana yana kaçırdım; Emre Aydın'ı genel hayran kitlesine havale ettim, eve geldim dinlenmeye. Redbull'a rağmen eve gelmeye dermanım kalmamıştı, hala yorgunluktan ellerim titriyor.

Bu arada CardFinans'ın çekilişine katıldık, 50 vip bilet, 2 telefon, 1 mp3 çalar veriyorlardı. Bi arkadaşa bilet çıktı, diğer ödül çekilişlerini de beklemeye halim yoktu, katılmadık.

İnsanlı langırt oynamak istiyorum. Yarın.

Hava soğuk olursa diye bin türlü hırka polar aldım ama çok sıcak olursa diye şapka almak aklıma gelmedi hiç. Güneş yanığı lanet olası bir şey ! Toptan burun ve yanak çevrelerimiz renk değiştirdi. Çok pis yanıyo bi de.

Yılın ilk eriğini yedim. Eve gelirken Sıhhiye'den Kızılay'a yürüyemedim, o derece berbat haldeydim. Sağolsun metro.

Unutmadan, arada bir de Otomotiv Mühendisliği bölümünün Klasik Araba Sergisi'ne gitmeden olmazdı tabi. Eskilerden şekil a'da gördüğünüz arabaya bittim. Bir de yeni spor arabalar koymuşlardı; zaman yolculuğu yapar gibi bir eski modelini, bir en yeni modelini görmek. Ford Mustang'in son modeli, özellikle bugün gördüğüm mavilisi enfes bir şey.

Şimdilik bu kadar. Bu sefer Ezgi Su evden bildirdi.

festivalin ilk günü - deathstars hayran bıraktı

Galeyan'ı pek anlayamadan iniverdiler sahneden, ama ekibi beğendim, tekrar bekleriz efendim. Çok başlarda çıktılar, arada kaynadılar, üzüldüm.

U.P.O. sevilesi beğenilesi bir grup çıktı, takip etmek lazım.

Insistence cover söylediği sürece güzeldi. All I Ever Wanted hala dilime dolanmış vaziyette.

Geceye damgasını Deathstars vurdu. Adamlardaki sahne ne Katatonia'da ne de Sepultura'da vardı.

Sepultura hem headliner olmak istemedi, hem de hazırlıkları tamamlayamadıkları için geç çıktı. Bi de geç bitirdiler. Katatonia'dan önce 40 dk bi boşluk vardı, heba oldu. Üstelik konser boyu aynı şarkıyı başa sarıp söylemiş olduklarından şüpheleniyorum. Bir de ek bilgi, solist "fucking" dışında sıfat bilmiyor. Fucking good, you fucking bastards, fuck you fucking fuckers vs vs. Vasattı bence, garipsedim. Bir ara ellerini havada sallayıp, "Elleör, elleör" diye bağırması güzeldi, doğruya doğru.

Katatonia çok slow gitti, zaten çoğunu arkada oturarak izledim. Kısa sürdü zaten. Konsere birasını kaldırıp "Şerefeee" diyerek başladı. İyiydi yine de hakkını vermek lazım.

Tabi normal bir insan evladı olarak Kreator'a kalamadım, ölmek üzereydim sanırım. Ses mes kalmadı avaz avaz bağırmaktan. Ama neredeyse donlarına kadar soyunup millete tişörtlerini falan atmışlar, pena ve bagetle sınırlı kalmamışlar. Sahne önü vip bariyerini yıkıp geçen arkadaşlara da helal olsun demekten başka çare yok.

Konser alanı da gittikçe kalabalıklaştı, hele Deathstars ve sonrasında adım atacak yer yoktu. Pogoyu içindeki öküzü çıkartmak için kullanan, ortalarda böğürerek zıplayan arkadaşları ise eshefle kınıyoruz.

Mahallenin Muhtarları'ndaki Çaydanlık'tan gördüm. Adamın biri maymunu bezlemiş, omzunda tepesinde gezdiriyodu. Çok sevimli bişeydi ya.

Güneş yanığı bela olacak gibi görünüyor. Last Chance Harvey ve -yeniden- Click'i izledim.

Ezgi Su aklında kalanları an itibariyle kütüphaneden bildirdi.

decathlon'a girerken taciz şoku

Bu akşam tam Decathlon'a girerken arkamda bir el hissettim, şok içinde dönüp baktım tabi. Ama kimseyi göremedim. Sonra pis pis sırıtma sesi duydum bir yerden. Aşağı doğru baktım ve sapığımı gördüm.

Kendisi yaklaşık 1,5 yaşında sevimli bir bebe idi. Annesi kapşonuna yapışmış panik halinde çekiştiriyordu. Gülmeye başladım haliyle. Velet yaptığıyla yetinmiyo bi de üstüme saldırmaya çalışıyo daha da. Annesi özürler dilemeye başladı, rengi değişti kadıncağızın. Önemli değil falan dedim ama o sırada velet başka yöne doğru almış başını gidiyodu zaten. Kadıncağız tekrar özür diledi ve küçük bela oğlunun peşinden gitti. Hala hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum o kapşonundan geriye doğru çekilirkenki halini.

Ananemler geliyo yarın kontrole. Umarım bir sorun çıkmaz.
Rüzgar çok hastaydı bu aralar, midesindeymiş problem, Ankara'ya getirip Hacettepe Çocuk'a yatırdılar. Ameliyat olcakmış kuzum, onun midesi ne kadardır ki ameliyat edicekler. O da iyileşsin bir an önce de bizi böyle korkutmasın artık. Çınar'la da telefonda görüştüm. "Kız kaçırdı diyolar senin için" dedim, "Auuu oouuu" dedi bana. "Ben öyle şey yapar mıyım teyzecim" mi demek istedi tam çözemedim.

Pazartesi Fransızca'da 3. kur kaydımı yaptırıcam.

Kahve Dünyası'nın getirdiği kahve çekirdekli çikolata drajelerinden yemeli. Üstelik çikolatadan yapılmış minik bir kap içinde getiriyorlar. Brownie'si de çok güzel. Ama çok ağır, 2-3 çataldan sonra devam edemiyo insan. İçerdeki televizyonda dönüp duran mekan tanıtımını izleyince ikram olarak elmalı çörek almak da için cabası tabi.

Profestival de yaklaştı. Bekliyoruz bakalım. 28-29 Nisan'da otomotiv bölümünde eski arabalar sergisi varmış. 12'den önce bir göz atmak lazım konser alanına geçmeden.

İnsanın bir programı, hem de dolu bir programı olması ne güzel bir şeymiş, özlemişim.

milyon tane konser öncesi hasta olma düşüncesi

Hacettepe Öğrenci Konseyi dur durak dinlemiyor efendim, zincirlerini kopardılar. Profestival ve bahar şenliğinin arasına şimdi bir de 5 Mayıs Teoman Konseri koydular. Gözüme iyice girdiler, geçenlerde de Ego Genel Müdürüyle görüşüp Beytepe Köprüsü'ne kadar 15 dk'da bir ring koydurmuşlardı zaten. Gelsin bakalım Teoman da. Bir de bahar şenliği programını açıklarlarsa çok mutlu olucam.

Durdum durdum hasta oldum, bu bana reva mı. Başımın sağ tarafı bağımsızlığını ilan etti, iç savaş yaşanıyo galiba. Ya da sinüzitim azdı sanırım. Başına bir "rino" almayı hak etti, her 6 ayda bir uğruyo ayağı iyice alıştı arkadaşın. Mevsim geçişlerinden bazen nefret ediyorum ciddi ciddi. Valla düşmanımın başına gelmesin, bedduasını bile edemem o derece rezil bir şey. Balon sinoplastiye karşı sevgi doluyum.

Perşembeye kadar tamamen iyileşmem gerekmekte, yarından tezi yok supradyn içmeye başlana. Hatta her formundan alıp üçer beşer içsem diyodum ki fazlası vücuttan atılıyormuş direk. Doping yapıcam bu gidişle.

Magnumun altın suyuna batırılmış dondurmasının da ayrı bir esprisi yok, sadece biraz eriyince kabuğu elinizi sarıya boyuyor. Ama tadı güzel, karamelli falan hoş bişi.

Bu aralar sürekli kampüse gidiyorum. Temiz hava, hele de güneş varsa kütüphane ve city arası bölge tadından yenmiyor. Yat uzan, hatta uyu o derece. Önümde cips kola falan, yanımda sohbet etcek birileri, Uykusuz'umu Penguen'imi alıp ağaça yaslanıp okumak kadar rahat çok az şey vardır heralde.

Gittikçe evim olarak benimsemeye başlıyorum kampüsü, çöp atanlara sinirlenmeye başladım falan. Pek normal değil sanırsam. Ama arkadaş ortamı, en azından insan yüzü görmek falan, kendime geliyorum mutlu oluyorum, hala yaşadığımı fark edip bi daha mutlu oluyorum. Ay lav hü.

23 nisan kutlu olsun !

gün boyu gezmek, yemek, hayatın güzel olduğu anlar

Leman Kültür, AnkaMall, Kızılay işportacılar ve pazarlar.
Sabahtan akşama kadar tıkınmak ve ordan oraya gezmek eylemlerini art arda tekrar ettik.
1 litreden fazla dondurmayı 3 mideye sığdırmak kolay iş değil. Bir günde köfte, meyve suyu, kola, patates kızartması, hamburger, haşlanmış mısır, midye gibi bilumum besinleri de o midelere eklemek daha meşakatli. Ama azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını görmüş olduk.

Her yanda bebek var, öyle böyle değil istila etmişler ortalığı. Çok da sevimliler veletler. Yaşlanıyorum galiba, ablalıktan öte teyze gibi hissetmeye başladım kendimi. 3-5 yıl sonra arkadaşlarımın bebekleri olunca tam teyze olucam iyi mi. Eyvah.

Opmar da sevilesi bir mekan, insanın üstüne gelmiyolar. İstediğin şeyi gösterip kenara çekiliyorlar, aferin. Leman garsonları örnek alsınlar, burunlarını azıcık kaf dağından aşağı indirsinler diyen bi  milyon kişi bulamam.

Kendime plastilin aldım, oyun hamuru bir nevi. Yıllardır elime bile almamışım, oysa küçükken en sevdiğim şeydi. Keşke bir kaç renk daha alsaymışım. Çaktırmadan D&R'da hamur kalıbına bastırdım kendi hamurumu, o an başka neye o kadar mutlu olabilirdim bilmiyorum. Çocuk muyum teyze mi oluyorum çok çelişkideyim.

Felaket yorucu ama çok da güzel bir gündü.

Çeviriyi bitirdim çok şükür, şimdi ufak tefek düzenlemelerle birlikte pc'ye geçirme kısmındayım. Aile yaşam döngüsü ve ikamet tercihiyle ilgili her haltı biliyorum artık.

Resimde gördüğünüz soru cümlesini görmemle dilime dolanması bir olduğu için Uğur Gürsoy'a saygılar.

Dağılabilirsiniz.