ben teyze oldum :)

İkizler geldiler, bekleyiş sona ermiş oldu. Biri 2.7, diğeri 2.6 kg doğmuş. Maymunlar ya, çok da tatlılar tiplere bak. Sarılıya bittim, -ki kendisi Rüzgar olur, diğeri de Çınar- kendini işaret edişi çok tehditkar "Bu yüze iyi bakın" der gibi, peh. Kıssadan hisse, en kısa zamanda yanlarına gidile, ikisi de bir güzel sevile. Çok lezzetli görünüyolar, yumiyumi.

Bebek ne güzel bir şey, insan bir anlığına da olsa derdi tasayı bir kenara bırakabiliyor. O kadar masumlar ki yanlarında negatif enerji denen bir şey kalmıyor.

Bir ara "minik" bir alışveriş yapmak lazım.

Keşke hep böyle bebek kalsanız, hiç dert yüzü görmeseniz. Yine de umarım uzun ömürlü, sağlıklı, faydalı ve en önemlisi mutlu bir hayata sahip olursunuz.

Sevdim sizi bebeley.

ankara kalesi, medeniyetler müzesi

Sonunda Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni de görmüş oldum bugün itibariyle. Sıhhiye'den yola başlayıp teee Ulus kalesine kadar yürüdük. Ordan vurduk kendimizi yokuş yukarı Ankara Kalesi'ne.. Zaten kale ve müze yan yanalar. Önce güzeeelce müzeyi gezdik, süpper ötesi. Normalde müze gezmeye hayran insanlar değiliz ama gez gez bitiremedik valla. Gördüğümüz her şeyin fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmedik. Ve de artık bir müze kart sahibiyim, havalı bişey böyle üzerinde resmim falan var.

Müze sonrası yine yokuş yukarı vurduk ve karşımızda Ankara Kalesi. O kadar değişik ki.. Bildiğim kale, surlar falan var, hatta top delikleri olduğunu düşündüğümüz şeyler gördük. Ama alt taraflarına evler yapmışlar, insanlar yaşıyor, mahalle bakkalları var falan. O evlerin, çarşının güzelliği.. Sanki eski zamana dönmüşüz gibiydi. Bir sürü resim çektik. Öznur her ağaçla, her evle, taşla resim çektirdi falan; biz tabi ki kızmadık ona; sürekli sormana gerek yok arkadaşım vallahi billahi sinirlenmiyoruz eğleniyoruz hatta senin o hevesli halinle.

En üst surlarda yükseklik korkum depreşti, garip oldum ama yine de merakım ağır bastı, çıktım baktım. Ankara ayaklarımın altında, kısaca..

Orda da mahallenin çocukları rehberlerden duyduklarını ezbere sayıyorlar, okul harçlığı topluyorlarmış böylece, laf arasında bunu da söylüyorlar çaktırmadan. Ne kadar versen mutlu oluyorlar falan, güzel şeyler de anlattılar.

Dönüşte And Cafe diye bir yerde oturduk, eski evlerden birini cafeye çevirmişler ama ev ortamı gibiydi. Çok hoştu ama felaket pahalıydı tabi. Bir sürü güzel cafe var zaten, bize kalsa hepsinin içini görmek istiyorduk aslında.

Dönüşe Bahçeli'ye gitmeyi önerdiler aslında ben de istiyordum ama hem yağmur bastırdı, hem de geç olmuştu zaten dönüşüm çok geçe kalmasın istedim.

Sobe'ye girdik. Ama onca saat birer simitle durduğumuzu fark edip, cafeden işimiz çıktı bahanesiyle çıkıp yemek yemeye gittik. Sonra Sobe'ye geri döndük, biz giderken oturanlar hala ordaydı, sanki tuhaf tuhaf baktılar gibi geldi.

Ve şimdi de ev. 21.20'de evdeydim. Neyse, bu konuda konuşmak istemiyorum. Aah ah kampüste olsaydım, en erken 10.45 egosuyla dönerdik.

those were the days, my friend,
we thought they'd never end;
we'd sing and dance forever and a day.
we'd live the life we'd choose,
we'd fight and never lose;
for we were young and sure to have our way.



Özlüyorum.

brothers'ı görmek - hobby'yi yeniden keşfetmek

Bugün ufak çaplı bir Bahçeli günü yaptık efendim. Önce bir Burger King yolu tuttuk. Kolamı döktüm tepsiyi alırken, peçete istedim elimi silmek için; kız bana "yeri mi silceksiniz, lütfen gerek yok biz hallederiz" dedi. Elimi silceğimi söylediğimde epey bozuldu. Eh sorusu da süperdi yani. Bu tarz muameleler direk beni buluyo her yerde, çözemedim nedenini. Bi ara da bankadaki adam bursumun hepsini çekmemem gerektiğini söylemişti, adamdan zor almıştım paramı.

Laf da dağıldı iyice. Burger'dan sonra Öznur'un uzun süredir istediği gibi (artık hepimiz 18+ olduğumuz için) Brothers'a gittik. Ortam hoş, fiyatlar da uygun sayılır. Ama pek dolu değildi, o yüzden çok eğlenemedik.

Arada mağaza gezme faslı tabi ki..

En güzeli Hobby'ydi yine. Kızılay'da Sobe neyse, Bahçeli'de de Hobby o benim için. Hatta Hobby bugün epey bir öne geçti, her akşam farklı türde canlı müzik olayı yine başlamış. Bugün Rock Blues günüydü. Nasıl güzeldi orda yumuşacık koltuklarda çay içip bir yandan da müziği dinlemek.. Bundan sonra beni başka bir yere zor götürürler.

Sonra eve dönüş.

Uyuz arkadaşlarım da bensiz City'de oturuyorlar şu an. Eyletmen beni, söyletmen beni.. Ya blog, bişey söyle şunlara..

Bir de çocuk yerine konmaktan nefret ediyorum blog.. Fena patlıcam tek bi cümle daha duyarsam.

02.19 saatli edit. Patladım sonunda.

Fransızca'ya ilk adımlar.. belki Fransa'ya ilk adımlar..

Salut!

Gittik gördük efendim neymiş bu Fransızca, neyin nesiymiş kimin fesiymiş. Azami derecede kompleks bir dil ama hocamızın dediğine göre dilbilimciler diyormuş ki; İngilizce kolaydan başlar konular genişledikçe zorlaşır, Fransızca ise bir anda çok karmaşık başlar işler çözüldükçe yavaş yavaş kolaylaşmaya başlar.

Biz de öyle umuyoruz bakalım.

Hoca telaffuzla birlikte başladı derslere, dakika 1 gol 5 şeklinde 4 ayrı aksan, bir de meşhur "R" telaffuzunu öğrendik. Sınıfta herkesin genizden konuşma çalışmalarını izlemek çok keyifli oluyor.

Yazıldığı gibi okunmuyor bu meret. Değişik biraz, ama uzun cümleleri okumak acayip keyifli. Kibar bir dil derler ama asıl hoş kılan kibarlığı değil bence, konuşurken insan kendini şarkı söylüyormuş gibi hissediyor. Alfabede Y harfinin okunuşuna bayıldım, durup durup söylüyorum; igrek.

İlk dersler güzeldi, nasıl geçtiğini bile anlamadım 3 saatin. 4 ayda falan B1 seviyesine geleceğiz sanırım, eğer kursa devam edersem. Perşembeyi merakla ve keyifle bekliyorum bakalım.

Bonsoir!

ilginç bir insanım, hı hı evet

Bitti, gitti. Gittim, daha doğrusu. Topladığım gibi eşyalarımı, dilekçelerimi de verip çıktım. Çok tuhaf bir duygu, ekime kadar yokum falan. Şimdiden özledim o ortamı, napıcam bilmiyorum. Millet ev arar, ben yurttan çıktığıma mutsuzum, insanoğlu ne değişik.

Dün de bir rüya gördüm evlere şenlik. Sözde bölüme geçmişim ve çok fazla dil öğrenmişim kısa bir sürede. Bildiğim dilleri de saydı ama hatırlamıyorum o kadar. Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Latince ve Çince şimdi hatırladıklarım, o derece yani. Hocalardan biri bu durumu ilginç bulup beynimi inceletmiş, tomografiler falan, elektrotlar taktırmışlar kafama, slaytlar hazırlamış. Beynimin sağ lobu büyükmüş falan, hatta sol lobun yerini bile işgal ediyormuş. Biz de basın toplantısındayız, adam açıklama yapıyor millete, kime neyse benim beynimden. Ne bilimsel ve ne salakça bir rüyadır yarabbim, bilinçaltım kafayı sıyırdı.

Yarın da kurs başlıyor bakalım.

Çok alakasız ruh halleri içindeyim bu aralar, ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

hay aksi..

Yurt müdürü yok şimdi de ortalarda iyi mi. İzinli midir nedir, tam zamanını buldu yani. Şimdi online izin alıcam bir süreliğine, sonra da müdürün geldiği bir ara çıkış işlemlerini halledicem.

Söylerken kolay da içim daralıyor düşündükçe, yurt işlemlerini sevmiyorum hiç.

Yarın da kursun ilk günü.

Millet okula gitti, odaya dönmek bir garip geldi.

Bugün de şansıma o kadar dalgın ve dikkatsizim ki..

kurs manyağı olmak üzereyim

Fransız Kültür Merkezi öğrencisiyim artık, salı günü 18.00'da başlıyorum. Bir de ehliyet kursu meselesi gündeme geldi, kolay mı 7 ay ne yaparsan yap kolay kolay bitmez. Hatta babam İngiliz Kültür'de speaking kursu falan da ister miyim diye sordu, henüz düşünme aşamasındayım.

İpek Ongun'un son kitabını okudum, itiraf ediyorum. Atatürk Özel sayısı gibi olmuş, başta da söylemiş zaten. Fena değildi ama Serra ağırlıklı bir şeyi tercih ederdim, bunu saymıyorum yine bekleriz :P

Yavaş yavaş yurttan çıkış için toparlanmam gerekiyor çünkü pazartesi gitcem, ama canım hiç bir daha valiz toplamak istemiyor, napcam bilmiyorum.

Yarın kütüphanede film izlicem, orası her nasılsa farklı bir huzur veriyor insana. Kimse kimseyle ilgilenmiyor, bir sessizlik falan.

yurt yemekhane city kütüphane

Akşam yine kantin seansı vardı, FB-Bursaspor maçı izledik. FB'lileri deli eden bir maçtı. Takım 3-1 yenildi ama tur atlamış oldu.

Maçın ortalarına doğru FB-Bursaspor maçında GS'nin bir sarı kart aldığını iddia ederek güne damgayı ben vurdum. Bursaspor demek istemiştim allah allah.

Kütüphanede film izlemenin tadı bir başka. The Truman Show'u izledik.  Adam hayatı boyunca her yanı kameralarla dolu kurmaca bir adada yaşıyor, 24 saat canlı yayın yapılıyor tüm dünyaya, tüm arkadaşları, evlendiği insan bile kurmaca; ama kendisi bilmiyor bunları. Jim Carrey komedi dışında da iyi şeyler yapıyor. İlginç ve hoş bir filmdi.

Bu aralar patlayana kadar yiyorum, yemekhane ve City en sevdiğim yerler olmaya başladı.

Yarın Kentpark açılışı var, kendimizi oraya vuracağız.

Terk-i yurt eylememe de az kaldı, kızlar pazar günü geliyorlarmış ben de en geç salı giderim muhtemelen.

Şut ve gooooool !

Okul kantininde maç izleyenlerin yanında durmak, emin olun ki sahadakinden daha garip bir şey. Kazanma işini hayat memat meselesi haline getirenlerin gol attıkça böğürerek sevinmesi, gol yedikçe ya da gol kaçırdıkça "Allah senin gibi futbolcuyu bildiği gibi yapsın bee,  bal gibi ofsayt bu yuh yaa" tarzı haykırmaları en iyi komedi filmine eşdeğer nitelikte.

Hele bir de siz de kendinizi kaptırırsanız tadından yenmiyor. Bir Antalyaspor-Galatasaray maçı bu kadar keyifli olabilirdi vallahi. Diğerleriyle birlikte "hadi be oğlum, hadi be" falan diye bağırın, en güzeli de olmadık yerlerde "faul var hakeeem hopp maça bak maça" diye bağırın, millet "evet yaa faul bu" diye ayaklansın.

GS 3-2 yendi, ama elenmiş sayılmış, öyle dediler ayrıntısını bilemicem. GS'liler kantini hışımla terk ettiler söylene söylene. Diğer takım taraftarları Antalyaspor fanlığı yaptılar, mutlu mesut ayrıldılar ortamdan.

Yine de bence günü en güzel bitirenler maçı değil de, fanatikleri izleyenler oldu. Biz yarışmacı arkadaşlara başarılar diledik, köşemize çekildik :P

ankarada kalmak, fransızca öğrenmek, karışık düşünceler içinde olmak..

Cumartesiye kadar bir gün gidip Fransız Kültür Merkezi kurslarına yazılıyorum. Yani Ankara'da kalıyorum. Zor olacak ama yapacak başka bir şey de yok sanırım. İlk krizler geçtikten sonra kabullendim yavaş yavaş, 2009-2010 beni pek sevmedi.

Yurttan bir dönem için ayrılmam gerekiyor, hatta bu dönem kampüse bile çok nadir uğrayacağım gibi görünüyor. Her gün burda olmaya çok alıştım, gerçekten özlicem. Ama en azından burada doğru dürüst regular geçireceğim bir 4 yılım olacağını biliyorum, iyi yanından bakmak lazım.

İşin en kötü tarafı tüm eşyalarımı toplamak. Sadece bir dönem için toplanıp gidiyorum. Bir hafta içinde altıncı kez valiz toplayacağım. Hedefim 7'de 7 !

Yine yol göründü. Mülteci yaşıyorum diyorum da inanan yok, bak.

Bonne nuit toul'monde !

yine yeniden can sıkıntısı

öğlen 12'den beri how i met  your mother izledim. the big bang theory izledim. house izledim.

saatlerdir family guy izliyorum.

buyrun size çok etkili bir sıkılma yöntemi.













sıkıntıdan patlamak diye bir şey varsa birazdan yaşayacağım sanırım. odada bi başına olmak ne kadar sinir bozucu bir şey yahu. yurttan en son ben gittim, ilk ben geldim. hiç hoş bir vaziyet değil.

işin kötü yanı yarın ders seçimi yapılacak. ben daha nasıl irregular olacağımı bile bilmiyorum.

uykum var çok fena, zaten bu aralar bıraksalar günlerce uyurum. günün 12-13 saati uyuyorum ama her sabah daha da yorgun bir halde uyanıyorum. hayrolsun.

bir an önce yarın akşama gitsek de gündemdeki sorunlar ortadan kalmış olsa.. hoş olmaz mı? mesela yani.

yarı yıl tatilimsi bir 6 gün

6 günlük bir yarı yıl tatili yaşadım. ankara zonguldak zonguldak ankara diye özetleyebilirim sanırım.

ateş almaya mı gittim nedir, 6 günde geri döndüm. bir sürü şey vardı aklımda hiçbirini yapamadan geldim. ama yine de güzel bir 6 gündü. bi gün eski sınıf arkadaşlarımlaydım. bi kere ipeklere gittim, 3 bölüm House izledik. bir kere de ipeklen kızarmış dondurma yedik falan.

okuluma gidemedim. daha da kötüsü dersaneme gidemedim, herkesi çok özledim aslında çok da iyi gelirdi ama vakit olmadı işte.

akşamları bir sürü animasyon film izledim. alvin ve sincaplar favorim, yeşilli olanı çok sevdim, hit şarkıları da dilime dolandı;

"al şu topu sen de tut bana da bir hulahup çocuklar hep el ele haydi noel gelsene"
yakında danslarını da öğrenicem.