Eskiden vejetaryen/veganların çok "kıl" tipler olduğunu düşünürdüm. Gözümde sürekli insanlara karışan, kendi fikirlerini çılgıncasına savunan, hatta başkalarına saldırıya geçmeye başlayan insanları içeren bir imajları vardı. Ta ki kendim de onlardan birine dönüşene değin.

Sonra anladım ki:

En iyi savunma saldırıymış.

Siz kendi fikirlerinizi başkalarına karşı savunmasanız dahi, insanlar size karışmak için hazırda bekliyormuş.

Siz mümkün olduğunca geniş bir bakış açısıyla bu konuda araştırmalar yapan bir insan olsanız dahi, daha proteini karbonhidrattan, doymuş yağı doymamış yağdan ayırmayı beceremeyen insanlar başınıza diyetisyen kesiliyormuş.

Siz başkalarının yediğine içtiğine laf etmeseniz dahi, insanlar midenizi bulandırdıklarını bile fark etmeden/umursamadan neler kaçırdığınızı gözünüze sokmaya çalışıyormuş.

Siz evinizde beslediğiniz kedi köpek kadar, çiftlikteki koyunun, kuzunun da salahiyetini düşünürken, insanlar yedikleri salamdan bölüp sokak kedisine vererek yıllık sevap istihkakını doldurduklarını düşünebiliyormuş.

Siz bu süreci henüz kendiniz bile sindirememişken, insanlar bunu sürdürebileceğinize olan inancınızı baltalamayı görev ediniyormuş.

Siz olayın endüstriyel yanını kabullenemezken, insanların tek derdi kavurma, köfte, beyti olabiliyormuş.

Siz hayvan hakları konusunda ahkâm kesip bir yandan da akşam yemeğine külbastı sipariş eden insanların aslında ne kadar büyük ikiyüzlülük yaptıklarını yüzlerine vurup lokmalarını boğazlarına dizmeyi tercih etmezken, onlar sizin "radikal" hayvan hakkı savunuculuğunuzu eleştirebiliyormuş.


İnsanın egosundan arınması çok zor ve acılı bir süreç. Bir o kadar da kişisel bir tercih. Kalkıp da kimseye vejetaryen olmanın bireye ve dünyaya yararlarını anlatacak değilim ama insanlar da gelip bana köftenin lezzetinden bahsetmesin.

Saygı azizim, lütfen biraz saygı.

Hiç yorum yok: