halet-i ruhiye beyannâmesi

Aylar sonra tekrar yazmak çok ilginç, zor, yabancı; bir o kadar da özlemişim, itiraf etmek gerekirse. Değişim, gelişim, dönüşüm; ne dersiniz bilmem ama farklılaşan bir ben'e ithâfen yazmam gerektiğini hissettim.

Gelelim (mi) mevzuya(?). Birinin gelip bir daha asla'larımı yerle bir etmesi kaçınılmaz değildiyse de, her zamanki gibi, ettiğim büyük lafların başıma dolanacağı az çok belliydi. Yaptıklarım, yapmadıklarım, tepkilerim ve tepkisizliklerim kendimden beklediğimin çok ötesinde/berisinde kalıyor. Sözde çok değer verdiğim kişisel alanımı, bu kadar kısa sürede, göz göre göre, gönüllü olarak heba/feda ettim, mesela. Fakat durum bundan biraz daha karışık çünkü bu sefer eskiye oranla çok keskin bir fark var: Hasır altı edilmiş hiçbir korkumun taşı, bu suyu bulandırmaya yetmiyor. Bu, korkmadığım anlamına da gelmiyor ama sırf korku yüzünden an'ı yaşamayı bırakmamaya kararlı olmak beni bile şaşırtıyor. Ben bu değilim ama "ben bu değilim" cümlesini kurarken de kendimden emin değilim. "Ben bu değil(d)im" daha doğru bir ifade mi olur acaba?

Mutlu uyandığım günlerin sayısı artıyor. Zaten gerisi iyilik, gerisi güzellik. Belirsizlikler, "ya bozulursa"lar, yer yer hüzünlendirse de, ket vuramıyor günümün aydınlanmasına. Ne olduğunu anlamadığım bir şey var. Üzerine düşünsem bulacağım ama bulursam da büyüsünü bozacağım; dokunmaya kıyamıyorum. Birinin gözlerine baktığında yalnızca kendi gözlerinin yansımasını görmenin insanı nasıl mutlu ettiğini bilmenin hazzıyla devam ediyorum yaşamaya bir süredir. Şimdilik yetiyor.

Sonnot:

"Yine vasat bir ifade
Yine ifadesizlik
Sarılsam geçecek.
Türkçe değil, usulca ifade edeyim diyorum.
Sessizce, usulca, güzelce."