Fena okurum.


Ahmet Altan'dan okuduğum ikinci kitaptı Kılıç Yarası Gibi. İlki "Aldatmak"tı ve okuduğumda yaşım biraz küçüktü. Anlamadım diyemem ama garip gelmişti. Bu kitapla birlikte Ahmet Altan'ı okunmaya değer yazarlar listeme aldım. Osmanlı döneminde Avrupa ülkeleriyle karşılaştırma, kadınların görünen yeriyle toplumdaki esas etkilerini çok güzel bir olay örgüsü içerisinde ifade etmiş.



İtiraf etmeye utanıyorum ama 4 ayda falan okudum sanırım. Bölük pörçük, yarıdan sonra başını hatırlamadan bitirdim. Açıkçası dil beni çok açmadı. Böyle şizofrenik şeyleri sevmediğimden değil, anlamak zor olduğundan da değil. Ama daha ilk sayfadan itibaren resmen şifreli bir anlatım var, bir süre sonra çözülmeye başlamayınca sıkıldım açıkçası. Yıllardır ilk defa bir kitabı böyle süründürdüm.


Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk kitabıydı Piruze. Okurken feminist duygularım kabardı, kadınlık hormonları tavan yaptı sanırım. Yaşadıklarını derinden hissettim. Sonu biraz peri masallarını andırır gibiydi ama yine de mutlu son değildi. Yani "son" mutluydu da, bence o zamana kadar kaybedilenlerin karşılığı değildi.

Serinin diğer kitaplarına göre "daha az" okuduğum bu kitabı tekrar okudum. İlk okuyuşumda sayfaları yırtarcasına hızlı geçtiğim için illa ki sürekli atladığım noktalar olur. İşin kötü yanı her okumaya başladığımda sanki sonu değişecekmiş gibi aynı heyecanla okuduğum için sürekli aynı hıza kaptırıyorum kendimi. Mesela bu kitapta onca yılın ardından kaçırdığım ayrıntılar olduğunu fark ettim. Bir ara seriyi toptan okuyayım ardından da filmlerini izleyeyim diyorum. İflah olmaz bir Harry Potter hayranıyım. Alan Rickman'ın da dediği gibi yıllar sonra elimde bu kitapları görüp "After all this time?" diye sorduklarında "Forever." diyebileceğim. Tabi bunu Türkçe yapacağım da şimdi adamın sözlerine uygun olsun diye yani.

Hiç yorum yok: