Ah edebi çeviri, sen nelere kadirsin.

     Çok sevgili blogger alemi, biliyorum beni özlediniz. Arayı ilk defa bu kadar açtım sanırım. Vakit yoktu desem yalan olur aslında ama elim varmadı bir türlü bir şeyler yazmaya. Aslında çok fazla şey oldu, yarısından çoğunu da unutmuşumdur zaten. Bir ara yazacağım desem de nasıl olsa daha öncekiler gibi unutacağım, o yüzden hiç öyle sözler vermiyorum.
    2. sınıfın ilk dönemini kazasız belasız geçirdim. Bu dönem kariyer planlarım ve geliştirebileceğim yönlerimi anlamam konusunda gerçekten çok faydalı oldu diye düşünüyorum. (Zaten onun dışında gerçekten severek gittiğim tek dersim vardı.) Çevirmenler İçin Edebiyat dersi aldım, ki Elif hoca gibi bir insandan ders almak mükemmeldi benim için. Onun dışında Yazılı Çeviri dersi hocam (ilk başlarda çok hoşlanmadığım ama sonradan ısınmaya başladığım değişik insan) "The Story of an Hour" çevirimi öve öve bitiremediği için taa en baştan bu bölümü seçmeme neden olan edebi çeviri aşkım tekrar alevlendi. En azından mesleğimle ilgili eğilebileceğim bir şey var, varsın yeterince kazandırmasın.
    Tabi bu sırada dünyanın en gereksiz insanının dersinden kaldım. Yahu ben edebiyattan nasıl kalırım? Şimdiye kadar tanıyıp da sevmediğim tek bir edebiyatçı bile olmamıştı, bu döneme kadar. O adam gerçekten edebiyat öğretmeni olmamalı, o ünvanı hak etmiyor zerre kadar! Gidip de okumadığımız nadir kitaplardan birinin özetini tek soruluk final olarak karşımıza çıkarırsa... Düşündükçe sinirleniyorum! Görüldüğü üzere dünya üzerinde yaşayan tek sevimsiz edebiyat öğretmeni gelip bizi buldu, var mı böyle bir şans... Neyse, burdan Hacettepe Edebiyat okumak isteyenlere de böylece bir uyarı yapmış olayım. Asistanların çoğu da çok itici.
    Bir de ben ödev kapağı hazırlamayı çok seviyorum, onu anladım.
    Akademik dönemimin kısa özetini de böylece geçmiş olayım. Adios amigos!

Hiç yorum yok: