Ankara'da "ev" istiyorum.



    İçimde bir panik hissi, kötü bir şey olacakmış hissi... Yarın başvurular var. Yaz başından beri huzursuz olduğum konu geldi çattı. Yurda mahkum mu kalacağım, yoksa yaşam alanımdaki odadaki metrekare başına düşen insan sayısı düşecek mi?
    Tuvalete gitmek için dışarı terliği giymek zorunda kalmak bile insanın kendini evde hissedememesi için yeterli bir durum. O kadar büyük bir sinir bozukluğu hissediyorum ki şu an, anlatamam. Sanki koşmuşum da nefes nefese kalmışım gibi kalbim sıkışıyor, üstüne bir de panik hissi ekleniyor ve geçmiyor.
    Ne olur ki hiç sorun çıkmadan ev çıksa, yavaştan eşyalarımı taşımaya başlasam, güzel güzel odama yerleşsem... Ah şu ara sınıfların sonradan başvurması meselesi çıkmasaydı belki de yarın kayda gidiyor olacaktım. Her aksilik gelir bulur zaten!
    Yeni üniversite kazananlara da bir abla tavsiyesi benden, aman diyeyim popülasyonun yüksek olduğu odalara yerleşmeyin. (Eğer maddi açıdan bir problem yaratmıyorsa) 2 kişi idealdir sanırım. Bir de baştan çok sıkı fıkı oldunuz diye hemen sevinip alışmayın, sonradan saçma sapan gerekçelerle 180 derece öyle bir dönebiliyorlar ki neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Düşmandan beter yaralıyorlar insanı. Demiş ya Pir Sultan Abdal, "Ellerin taşı bana hiç değmez, ille de dostun bir tek gülü yaralar beni." diye, işte aynen öyle oluyor.
    Ah blog yurt konusunda çok dertliyim. İşte bu sinir bozukluğunun, ağlamanın eşiğindeki ruh halimin nedeni de bu konu. Düne kadar çıkmazsa da çok üzülmeyeceğimi düşünerek kendimi teselli ediyordum ama bugün bu panikten sonra fark ettim ki eğer ev çıkmazsa moral açısından çok kötü çökeceğim.
    Allahım ne olur çıksın, lütfen...

Hiç yorum yok: