Home sweet home vol.1

    Sonunda yurdu, kampüs hayatını niye böyle deli gibi özlediğimi anladım. Yani zaten az çok biliyordum da, emin oldum. Ben ev istiyorum. Ama kendi evimi! Kendime ait alanları seviyorum. Bugün IKEA'ya gittikten sonra bu isteğim iyice depreşti. Çok çok büyük bir şey olmasına gerek yok. 2 odası, 1 orta boy salonu, biraz da geniş bir mutfağı olsa yeter; hatta çok bile. Normalde stüdyo daire istiyordum ama hayalleri büyük tutmak lazım, değil mi?
    Mutfak malzemelerimi alayım, güzel güzel kahvaltı tabaklarım olsun. Pratik çekmecelerim, duvarlarımda tablolarım olsun. Şu aralar şekil şekil aynaları çok sever oldum, onlardan alayım mesela. Banyodaki aynanın önünde de bir iki krem ve cilt temizleyici, diş fırçam ve macunum falan.

    Sonra halı meselesi önemli, salonun nasıl olması gerektiğine tam karar verebilmiş değilim. Biraz ciddi bi görüntü mü yoksa yine neşeli ve renkli mi? Mumlar olacak kesinlikle, bir sürü mum. Duvar saatim neşeli bir şey olur gibi geliyor. Düz klasik bir şey olmaz sanırım. Tabi ilgimi çekenlerin hepsini almaya kalkarsam banyoda dahi duvar saati olur galiba, abartmamak lazım.

    Evimi düşününce arka planda hep müzik canlanıyor zihnimde, muhtemelen arka planda çok yüksek sesli olmasa da bir fon müziği olacak sürekli.

    Ah yastıklar! Yere gelişigüzel saçılmış kocaman yastıklar istiyorum. Kendim bile dizayn edebilirim bir şeyler. Şu armut koltukları da çok seviyorum, camın önüne koyacaksın, ne güzel kitap okunur orda! Sallanan sandalye de hiç fena olmuyor aslında.

    Aslında hep çalışma odası hayali kurmuşumdur. Mesleğimin de getirisi olarak masa başında epey vakit geçireceğim yazılı çeviri yaparken. Boydan boya kitaplığım olur herhalde, birkaç rafta sözlüklerim (ki daha şimdiden epeeey bir yer kaplıyorlar zaten), birkaç rafta kendim çevirdiğim kitaplar (böyle söyleyince de çok karizmatik geliyor kulağa hehe), geri kalan raflar da bugüne kadar kitaplığımda biriken romanlarla dolu, ve birikecek olanlara da epey bir yer olmalı tabi. Onları düzenlemek, konulara göre sıralamak, ara sıra tozlarını almak lazım elbette. Şimdiden yurttaki o küçücük raflarımla (aslında normal şartlarda gayet genişler ama bana yetmiyorlar) bile uğraşmayı seviyorsam, kendi kitaplığımla hayli hayli ilgilenirim. (Kitaplıklara örnek olarak o kadar güzel şeyler var ki bambaşka bir yazının konusu olmayı hak ediyorlar.)

Çevirmenin chairball'u böyle olur. Çevir-ball da diyebiliriz. Süper oldu valla!

    Çiçeklerim olur mu şüpheliyim. Hem çok düşkün değilim, hem de uğraşamazmışım gibi geliyor. Kaplumbağam olacak sanırım bir köşede. Epey genişçe bir kaba koyup işimi kolaylaştıracak bir temizleyici almak lazım. Hem hayvancağız rahat etsin, hem de her yıkadığımda ellerimin tırmalanması işkencesi bitsin. Nasıl olsa epey bir süre daha benle yaşayacak, dekoratif dursun bari.
    Dekoratör mü olsam ne? Onca fikir boşa gidiyor. İnsanların ellerinde tapular, evlerinde oturuyorlar, evlerini dekore ediyorlar. Ben oturduğum yerden düşünüyorum; benim de bir evim olsa benim de eşyalarım olsa diyorum. Benim niye yok, ben niye alamıyorum diyorum!

Hiç yorum yok: