yeni yıl yeni yıl, naber?

Dear Santa,
I want some peace for new year.

    Biraz geç de olsa yeni yıl dileğimi de diledikten sonra, yılın ilk postunu kendime ithaf ediyorum sevgili blog. Yeni yıla son derece huzursuz girmiş bir insan olarak, bu yılın bana biraz huzur getirmesini istiyorum.
    İkinci vize konuları ile birlikte ders çalışmayı seven bir insan oldum sanırım. Speaking sunumu hazırlamak meclisten dışarı, ders çalıştıkça mutlu olmaya başladım. Ben bile hala alışamadım bu vaziyete. Ama bu bölüm gerçekten keyifli hale gelmeye başladı.
    Yarın yine Speaking sınavım var, ilkinde olduğu gibi lanetler saçmayacağım. Konum Nanotechnology ve Nokia Morph. Dragons programındaki gibi ürün tanıtımı yapacak imişiz. Yine ilk sıradayım. Lakin an itibariyle sakinim. İlk notuma da güvenimin etkisi yok desem yalan olur tabi. Hafta boyu onca sınava dayanma gücü veren tek şey ilk notlara duyulan güven. Ama ders de çalışılacak tabi. Yarından sonra beni en çok tedirgin eden Fransızca kur atlama sınavı. Eee, bugüne bugün B1 olmak üzereyim, kolay mı?


    İki haftadır Speaking Club'lara gidemiyorum, hiç de hoşuma gitmiyor bu vaziyet. Bu hafta sonu bir aksilik daha çıkmaz umarım! Çarşamba günkü film de belli oldu, The Fall'u izleyeceğiz. Onca kişi önerdikten sonra izlemenin vakti gelmişti aslında. Geçen gün The Fountain'ı tekrar izledim. Ve şimdi tekrar izleyebilirim. Listede daha bir sürü film bekliyor. İnsan istediği tüm filmleri izlemeye ömrünün yetmeyeceğini kabullenince rahatlıyor.
    İncelemem gereken bir sürü text type ve özellikleri, difficulties in translation maddeleri, Shakespeare ve Türkçe çevirilerindeki eşdeğerlik incelemeleri varken, üstüne üstlük sunumuma da üstünkörü bile hazırlanmamışken ben neden oturmuş blog yazıyorum ki? Bu günler gerçekten yetmiyor artık bana, en azından bi 29-30 saat olsa ne olurdu?

Hiç yorum yok: