singleton'mış, hıh.


    Dün akşam bir çılgınlıkla alışverişe başladım ama aynı hızla kendimi durdurmayı başardım çok şükür. Beni en mutlu eden şey ise aldığım 7 adet film oldu. Lexicology ödevimi de teslim etmiş olmanın verdiği huzurla (ki grup çalışmasından nefret ettim sayesinde) ilk filmimi -My Sister's Keeper, kitabını çok çok beğenmiştim- izlemeye başlayacağım.
    Ben abla istiyorum yav! Artık iyice tavan yaptı bu husus bende. Abi yahut küçük kız kardeş değil, abla. Gerektiğinde tasvip etmeyip azarlayacak, ama her koşulda bir arkadaştan çok daha yakın olacak biri. Yani hepsi böyle değildir tabi de, ben bu tarzını istiyorum. Daha doğrusu isterdim. Geç gelen bir tek çocuk sendromu yaşıyorum bir süredir. Being singleton sucks, sayın okurlar. İngilizcesinde bile hayır yok, baksanıza. Kim bilir belki evlatlık falanımdır, gerçekten bir ablam vardır bi yerlerde de, içime doğuyordur, o yüzden böyle derinden bir istek duyuyorumdur. Mesela yani..
    Finallere kadar 5 günüm var. Bu 5 günü biraz çalışarak geçirirsem sanırım sonraki iki hafta kafayı yememe gerek kalmayacak. Yarın konferans var, o da sağ salim geçtikten sonra yapacak başka işim kalmıyor, 2 ödev dışında. Fransızca kursuna da bir kur ara verdik, tatil dönemi diye. Çalışmak lazım, değil mi ama?
    Hafta sonu speaking sunumumu hazırlamam gerekmekte ve bana acilen konu lazım. Sisterhood tarzı bir şeyler olacak gibi bu ruh haliyle. Aklımdaki diğer bir cazip fikir ise Lupus. "It's not lupus." tişörtüyle falan gidersem.. O akşam da House'un yeni bölümü çıkacak zaten, günün anlam ve önemine de uygun olur. Bunu bi düşüneyim ben.

Hiç yorum yok: