ezgi'nin kitaplığı


Okuyacak kitabım kalmadı, resmen acil durum ! Olgunlar'a gitmek için yanıp tutuşuyorum.


Son iki ay çok güzeldi, bol bol okuyabildim. Ama gel gör ki elimde okunmamış kitap ve o yeni kitap kokusundan eser kalmadı.

Bi kısmını yazayım bloguma dedim.



Leyla'nın Evi'ni okuduktan sonra Zülfü Livaneli kitaplarının okuyabildiğim kadarını okumaya karar vermiştim. Pişman olmadım. Ama ilginç bir durum var, adamın kitaplarını çok sevmeme rağmen okuduğum iki kitabı da elimde 5-6 gün süründü bitene kadar. Mutluluk değişik bir kitap.

Leyla, Sırpların Bosnalıları katlettiği dönemlerde yaşayan bi kızın hikayesini anlatıyor. Ama olayı çift yönlü ele almış. Sadece Sırplar değil, kendi dininden insanlar da yapmadığını bırakmıyor. Sinir bozucu bir kitaptı aslında, insan insana bunu yapamaz diye düşündüm kitap boyu.

Küçük Arı, Uçurtma Avcısı gibi. Güzel bir kitaptı, bazı yerlerde resmen midem bulandı kıza yapılanları okudukça.

Açlık Oyunları'na adını veren oyun zaten aklımın almadığı bir olay. Kadının psikolojisi felaket bozuk olsa gerek. Kitap, olaylar güzeldi ama çeviriyi beğenmedim (:p) Ama gerçekten beğenmedim. Dili fazla yavan hale getirmiş. Ateşi Yakalamak ise ilk kitaba göre daha iyiymiş. Üçüncü kitap The Victors çıkmamış sanırım henüz.


     
Katre-i Matem  - Katre-i Matem (Cücemoru)

Katre-i Matem'i alıp almamak, okuyup okumamak konusunda abartısız bi ay düşündüm. Alıp da okumasam sanki dünyanın sonu. Yazar aslında kendisi yazmamış hikayeyi. El yazması bi kitapta bulduğu yazarı belli olmayan bir olay bu. Dili ağır denebilirdi, eski kelime vardı epey. İçindeki beyitler, şiirler de bana lisedeki edebiyat derslerimi hatırlattı sağolsun :p İskender Pala'nın, araştırmaları sonucu kitaptaki çoğu kahramanın izini bulması, ama ana karakteri bulamaması çok ilginç geldi bana.

Aaa kitap istiyorum ama olmuyo böyle.

Hiç yorum yok: