on my own // telepathy

Bugün Tunalı'ya gittim, bir cafede oturup tek başıma buzlu kahvemi içip kitap okudum. Tek başıma gezdim.

Bu yalnız dolaşma işinden garip bi zevk almaya başladım. Yalnızlığı oldum olası severdim ama boyut değiştirdi artık iş. Her şey tek başıma sinemaya gitmemle başladı sanırım.

Arada da İpek'in bir mesajına puhaha şeklinde patlamasaydım, cafedekiler de bana "tuhaf" gözüyle bakmasaydı iyiydi ama..

Cafede değil belki ama caddede yürürken, özellikle mağazalara girip çıkarken kendimi görünmez hissettim. Özellikle mağaza çalışanlarının insanın dibinde biten yapışkan tiplerden olmamasının etkisi büyük, Tunalı'nın bu yanını çok seviyorum.


Leyla'nın Evi sahnelenmiş, izlemeyi çok isterdim. Üstelik mayısta da 4 gün art arda Şinasi Sahnesi'nde sergilenmiş. Seyircilere tiyatroda söylenen, kullanılan şarkıların Zülfü Livaneli imzalı cdsi hediye edilmiş. Bir de Ayça Varlıer oynuyormuş. Ve ben kaçırdım, şaka gibi.

Neyse, seneye sık sık kontrol edip sonradan pişman olacağım gösterileri, özellikle müzikalleri kaçırmamak dileğiyle, bir sonraki yazıma kadar esen kalın efendim.


Dip not: Artık İpek de benim düşüncelerimi okuyabiliyor. Kesin kanaat getirmem 3 dk önce oldu. Tam "bitmedi mi yaa 2 saatlik film reklamlar yüzünden 5 saat sürüyo tvde" şeklinde mesaj çekiyordum ki, msnden "hiç reklamsız verdiler filmi" şeklinde bir anlık ileti geldi kendisinden. Korkuyoruz efendim. Duramıyoruz, durduramıyoruz.

Hiç yorum yok: